Soru sorma konusunda bazı çekincelerim var. Bana mahşer sorgusunu hatırlatıyor. Sen bir soru sorarsın, o soru başka bir soruyu tetikler. Hareket eden taşın başka bir taşı hareket ettirmesi gibi. Taş senden uzaklaşır, ama diğer taşları harekete geçirir. Sonra arka bahçede kendi işine gücüne bakan ve senin aklının ucundan bile geçmeyecek olan yaşlı, kendi halinde bir adamın kafasına çarpar. Geriye yas tutan ailesi kalır. Hayır, hayır efendim, bu konuda çok katıyım. Bir işte ne kadar tuhaflık varsa o kadar az soru sorarım
Ancak bir ağaç kuruyuverir, bir ev yıkılıverir, bir makina duruverir, bir pabuç aşmıverir, ansızın bu anlaşıverir ve hiç önemli değildir bu. Öncesiz ve sonrasız, bağlantısız ve belgesiz tükenivermek bir ağacın, bir evin, bir pabucun hakkıdır. Bir insanın, bir insanın ama, bir Rosa’nın niçin eskidiğini bilmem gerek, yeni Rosa’yı bunun üstüne kurmam gerek.