Sezai Karakoç’un okuduğum ilk eseriydi. Kitap, kısa ama yoğun içeriğiyle insanın hem zihnine hem ruhuna dokunan, sarsıcı bir metin. Okurken sadece bir kitap değil, adeta bir çağrı okuyormuş gibi hissettim. Karakoç, inancın sadece bireysel bir alanla sınırlı kalmaması gerektiğini, aksine toplumun yeniden inşasında temel bir unsur olduğunu vurguluyor. “Diriliş Nesli” olarak tanımladığı kuşağın; imanla, ahlakla, sorumlulukla ve bilinçle donanmış olması gerektiğini savunuyor. Kitap boyunca, içinden geçtiğimiz çağın yozlaşmışlığına karşı bir başkaldırı hissi var ama bu başkaldırı öfkeyle değil, umutla yazılmış. Yazar, iman eden insanın gerçekten özgür olduğunu, hayatın anlamının ve yönünün ancak bu imanla bulunabileceğini dile getiriyor. Her satırında, okuru silkelenmeye, öz benliğiyle yüzleşmeye ve bir arınmaya çağırıyor. Ağır ama yormayan, derin ama ulaşılamaz olmayan bir dili var. Özellikle düşünce dünyasında bir yön arayan, yaşadığı zamanı sorgulayan herkes için yol gösterici bir kitap. Son sayfasını kapattığında insan, sadece bir şeyler okumuş değil, bir şeye inanmış gibi hissediyor. Ben kitabı çok sevdim ve bana yeni birçok bilgi kattığını düşünüyorum. "Uyuyanları uyandırmak için tek bir uyanık yeter." sözünü buraya iliştirerekten uyanmak isteyen herkesi bu kitabı okumaya davet ediyorum. Kitapla kalın :)