Sömürge topraklarında yaşayan yerliler adaya Avrupa’dan gelen beyaz yelkenli gemileri, ufuktan göğü delip gelmiş gibi tahayyül ederlermiş. Göğü delen adam benzetmesi buradan geliyor. Anlayacağınız üzere bu sömürgecilik üzerine kurulmuş bir anlatı.
Samoa adalarına giden yazar oradaki kabile reisi Tuiavii ile tanışır ve onun, bütün bu sömürgecilik hikayesini başlatan “Beyaz Adam” yani Avrupa toplumu üzerine düşüncelerini not alır ve derleyip kitap haline getirir. Alışıldık ve bir o kadar da dokunaklı bir anlatı haliyle.
Dokunaklı kısmından başlayayım. Yerli halkların bilgelikleri büyüleyicidir. Dünyadan kopuk -ki Birinci Sanayi Devriminden önce bu neredeyse her toplum için geçerliydi-, kendi içlerinde tutarlı bir yaşam algısı ve dünya görüşü geliştirmiş olmalarını kastediyorum. Bu, yapay ışıkların olmadığı bir ortamda yıldızların parlaklığını algılayabilmek gibi bir şey. Bu metni okurken Engin Geçtan’ın Hayat kitabının sonuna eklenmiş kızılderili bilge bir kabile reisinin mektubunu anımsadım. Küreselleşme ile birlikte herkesin birbirine benzediği, özgün düşüncelerin artık geliştirilemediği, modern zamanların tabiri ile “influence etmek” denen şeyin hayatın bir parçası olduğu çağdayız. İşte tam da bu yüzden eski zaman insanlarının bilgeliklerine daha bir çok ihtiyacımız var diye düşünüyorum.
Alışıldık kısmına gelecek olursam, artık bu, Birinci Sanayi Devrimi sonrası ortaya çıkan sömürgeciliğin bazı toplumlar açısından getirdiği yıkımın, yapay zekanın hayatımıza girişiyle sahneye çıkan Dördüncü Sanayi Devrimin insan varlığı üzerinde yaptığı veya yapacağı “yıkımın” çoktan gölgesinde kaldığını düşünüyorum. Kabile reisi Tuiavii beyaz adam diye söze başlayıp ok gibi saplanan cümleler kurdukça içimden şunlar geçti: “Ah o beyaz adam daha neler yaptı bir bilsen!, O beyaz adam