“Sen benim gecikmiş gençlik aşkımsın.”
Yazarların bu kadar güzel yazmaları yasaklanmalı dedim içimden, hele ki kadın yazarların. Onlar kalemlerini bırakıp kenara çekiliyorlar belki ama biz yazdıkları ile başbaşa kalıyoruz. Bu, hiç adil değil…
Bu sefer yolum Modern Alman Edebiyatı’nın güçlü kalemlerinden Monika Maron’un Animal Treste’ine düştü. Yazarla Tanışmam Uçucu Kül eseri ile olmuştu. Bu kitabının da varlığından haberdardım ama yakın zamanda okumaya niyetim yoktu. Başka bir kitabı ararken tesadüfen yine rastladım ve ne ara başladığımın farkında bile olmadım. Hani yolda yürürken bir dosta rastlarsın da ayaküstü sohbet alır başını gider, ayrılamazsın. İşte tam da öyle bir şey oldu.
Kadın kahramanımız, kendisi de çok emin olmamakla birlikte yaklaşık yüz yaşında. Berlin Doğa Bilimleri Müzesinde çalışıyor gençliğinde. Bir gün müzede kendisi gibi evli olan Franz ile karşılaşıyor ve birbirlerine aşık olup yasak aşk yaşamaya başlıyorlar. Elbette, yasak aşk yaşayan her erkek gibi Franz evliliğinden ve karısından asla vazgeçmiyor ve bir gün kadını terk ediyor. Kadın ise, yüz yaşına merdiven dayamışken dahi bu saplatılı aşktan kurtulamıyor. Bu aşk yüzünden ruhu öyle yalnızlaşıyor, öylesine her şeyden izole oluyor ki zamanla eşini, kızını, evliliğini her şeyini kaybediyor. Tek bir şey elinde kalıyor: Franz ile kurduğu hastalıklı bağ. Hep bir belirsizlik vurgusu var anlatıda; “elli ya da altmış yıl önceydi”, “kırk veya elli yaşındaydım”, “kocam beni terk etti veya ben onu bırakmıştım hatırlamıyorum”…Yasak aşkına duyduğu derin tutkuyu keskin bir şekilde vurgulamak istercesine geri kalan her şeyi bulanıklaştırıyor gibi geldi bana. Metnin içinde ahenk oluşturan cinsten bir belirsizlik tonlaması işte. Sıradışı bir tema değil belki ama anlatı çok derinlikli. Bir kadının