Artık ne zaman ki hayattan bıktım, usandım ya da hayata küstüm derse biri, bileceğim ki; bıktığı, usandığı, küstüğü hayat değil, dünya hayatıdır. Ve bileceğim ki; kalbimiz dünyaya küsüp daraldığında, ondan soğuduğunda, onun birinci yüzünden bir durakta inip aynı durakta ebedî hayata gitmek için bekleyen bir yolcu gibyizdir. Bilgece yaşamak da zaten bu değil midir?
Ziya Gökalp'in, Mehmet İzzet'in Necmettin Sadak'ın temsil ettiği sosyoloji tek hedef güder: Türk zekasını kendisini zerre kadar ilgilendirmeyen konularla meşgul etmek, gelecek nesillerin uyanmasını önlemek...
İngitere, Norman istilasından önceki eciş bücüş, yabani ve daha sonraki İngilizceyle en küçük ilgisi bulunmayan Anglo-Saksoncayı İngilizce diye benimsiyor. Fransa, Strasbourg And'ından bu yana Galya'da konuşulan, yazılan ne varsa Fransızca sayıyor. Milletler, mazilerini zenginleştirmek için efsanelerden medet umuyorlar. Almanya irfanının kaynaklarını Ganj kıyılarında arıyor. Biz Yakub'u, Peyami'yi yabancı sayıyoruz...