Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İnsan dolu evde o yapayalnızdı, gündüzleri yarı
karanlık bir köşede, akşamları da pencerenin önünde
oturmayı seviyordu. Onun yanında susmak çok güzeldi...
Pencerenin önünde ona sokulup oturmak; Uspenski
Kilisesi’nin altın kubbeleri üzerindeki, kargaların dönerek
uçuştuğu, yükselip alçaldığı, ağır ağır kararmakta olan
gökyüzünü siyah bir ağ gibi kapladıktan sonra havada
ansızın bir boşluk bırakarak bir yerlere kaybolduğu kızıl
gökyüzünü seyrederken yanında hiç konuşmadan
susmak... O anda konuşmak gelmiyordu içimden, hoş bir
özlem doluyordu göğsüme.
Yatağımın karşısında bir pencere var. Odanın duvarları bomboş. Nasıl yaşadım on yıl bu evde? Bir gün duvara bir resim asmak gelmedi mi içimden? Ben ne yaptım? Kimse de uyarmadı beni. İşte sonunda anlamsız biri oldum. İşte sonum geldi. Kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım; kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım.