Sadece kendileri değil, aileleri de aynı adanmış hayatları yaşamışlardır. Aile denince tabii sadece eşi ve çocuklarını değil, başkalarını da düşünmek gerekir. Örneğin kardeşleri; Teğmen Muhtar 1912'de Balkan Savaşı'nda şehit olmuştur, Yüzbaşı Nazif ise 1915'te Çanakkale'de. Adını bilmediğimiz bir öğrenci, en küçük kardeşleri de askerî rüştiyede iken vefat etmiştir. Buna babaları Miralay Ali Sırrı Bey'in de Medine'de şehit olduğunu eklemek gerekir. Fevzi Çakmak'ın aile hayatının özeti şudur:
Vatana adanmış bir ömür.
Bu satırlarda Fevzi Paşa'nın İstanbul'daki aile ocağını basan işgalcilerin annesini, eşini sokağa atışını, Fahrettin Altay'ın İzmir'de, Yunan karargâhının dibinde kalmış olan annesi ve babası için endişelenmesini, İsmet Paşa'nın İstanbul'dan ayrılırken son kez öpme fırsatı bulamadığı ilk evladı İzzet'i o cephedeyken kaybedişini ve bunu aylar sonra bir başka muharebeye giderken öğrenmesini...
Ve bunca acıyı, endişeyi, korkuyu bir yana bırakan bu insanların hiçbir şey olmamış gibi ayaklarına çizmelerini geçirip cepheye koşmalarını, kendi evlerini unutup Türk'ün son ocağını savunmalarını bulacaksınız.
...adanmış hayatlar, ödenmiş bedeller dendiğinde; Ali Fuat Cebesoy, Salih Omurtak, 'Deli' Halit Paşa, Yusuf İzzet Met gibi cepheden cepheye koşmaktan evlenmeye de, çocuk sahibi olmaya da fırsat bulamayanları, Miralay Mehmet Nazım, Yarbay Mahmut Nedim ya da Miralay Reşat (Çiğiltepe) Bey gibi zaferi göremeden şehit olup vatana eklenenleri, Mustafa Kemal Atatürk'ün böbreği, Kemalettin Sami Gökçen'in kolu gibi, bir kısmını vatana hediye edip kalanıyla bizlere bir vatan hediye edenleri tanıyacaksınız.