Yemek törenlerinden bu noktada söz etmek gerekti, çünkü modern çağda topluluk ruhundan yoksun olduğumuz özellikle yemek yeme biçimimizde açığa çıkıyor. Çağdaş dünyada arkadaşlarımızla birlikte güzel yemekler yiyebileceğimiz yerler tabii ki var -sadece restoranlarının sayısı ve niteliğiyle övünen kentler bile var günümüzde- ancak yabancıları arkadaşlara dönüştürebileceğimiz yemek yeme yerleri neredeyse dünyanın hiçbir yerinde yok.
Çağdaş restoranlar sözde bir sosyalleşme mekanı olduklarını sürekli yineleyip dursalar da, sosyalleşmenin yalnızca kötü bir taklidini sunmakla yetiniyorlar. Akşamlarını restoranda geçiren insanların sayısı düşünüldüğünde, bu tür yerlerin adımızın bile bir öneminin olmadığı o soğuk ıssızlık duygusundan kaçıp sığınılan yerler olduğu akla geliyor. Ancak bu yerlerde, içeridekilerin birbirleriyle tanışmalarını, başkalarına karşı takındıkları şüpheci tavırdan kurtulmalarını, kendilerini sürekli içine hapsettikleri klanlardan dışarı çıkmalarını, kalplerini açmalarını ve başkalarıyla gizli kırılganlıklarını paylaşabilmelerini sağlayacak düzenli bir organizasyon yoktur. Önemli olan, bu tür bir organizasyonun varlığı da değildir zaten; sürekli yemeğe ya da dekora vurgu yapılır, insanların duygularını geliştirip birbirleriyle paylaşabilecekleri koşulları yaratma becerisinden hiç ama hiç söz edilmez. Bir restoranda, evdekinden farksız olarak yemeğin kendisi -dana etinin pişmişliği ya da kabağın yumuşaklığı- asıl sohbet konusu haline gelmişse, hayatımızda bir şeyler kesinlikle yanlış gidiyor demektir.
Restoranların düzenli müşterileri, restoranlardan genellikle geldikleri gibi çıkarlar; yaşadıkları bu deneyim onlara yalnızca var olan kabile ayrımlarının bir kez daha ne kadar geçerli olduğunu gösterir.Ayinlerin yararlarından ve çağdaş yemek yeme