Belki de edebiyattan biraz uzaklaşmış olmamın nedeni öyle gizemli bir şey değildi. Hayat koşulları yazar olmamı engellemişti; bu kadar basitti işte. Vıcık vıcık yüzeysellik yayan şu "kişisel gelişim" kitaplarının bağırıp durduğu "istersen yaparsın!" sözü tam bir kandırmacaydı. İnsan ancak yapabileceğini isterdi, "istemek? kavramı, dilemekten ve hayallere dalmaktan farklı bir şeydi. Bedelini göze almakla, gereğini yapmakla ilgili bir şeydi.
Nedense, hayatta bir müddet beraber yürüdüğümüz insanların başına bir felaket geldiğini, herhangi bir sıkıntıya düştüklerini görünce bu belaları kendi başımızdan savmış gibi ferahlık duyar ve o zavallılara,
sanki bize de gelebilecek belaları kendi üstlerine çektikleri için, alaka ve merhamet göstermek isteriz.
Baba ve oğul, var olan yaşam sıkıntılarını, yaşama sevgisine dönüştürmeyi biliyorlardı. Hayata bütün olarak bakmayı anlamışlardı. Belki de son paylaşımlarıydı... Yitip giden
iki dosttan birinin, diğerini geçici
uğurlamasıydı.. Sevmeyi öğrenmişlerdi. Artık ölüm, onlara hiçbir şey yapamazdı...