Değişme, "neden" öyle davrandığımızı görebilmekten çok, o davranışı "nasıl" yaptığımızı anında fark edip, aradaki yaşantımızı anlamaya çalışarak gerçekleştirilebilir.
Ümit Yaşar Oğuzcan, şiirin çok sevildiği ve annesinin "Faruk Nafiz Çamlıbel" şiirlerini ezbere olarak okuduğu bir evde büyümüştür. Bundan dolayıdır ki şiire düşkünlüğü henüz ilkokul çağlarında anne ve babasının etkisiyle başlamıştır. Anne ve babası ilkokulu bitirdiği sene ayrılan Oğuzcan bunun getirdiği o kalp kırıklığını hayatı boyunca taşımaya devam ettirmiştir.
Oğuzcan şiire ilk başladığı dönemde şiiri "su birikintisi" olarak nitelemiştir. Zamanla "minik bir göl" ve "kendi yatağında kıvrıla kıvrıla, akıp giden ırmak" betimlemesi ile devam etmiştir.
Oğuzcan hiçbir zaman şiiri gelip geçici bir heves ya da uğraş olarak görmemiştir. Geçim sıkıntısı yaşadığı bir dönemde işe gidip gelirken bile hiç bırakmamış, kafasında şiir yazmaya devam etmişti. Şiir onun için öylesine değil adeta bir yaşama biçimi olmuştur. Bunun kanıtını da yazdığı her şiirini ezbere okuyabilmesiyle anlıyoruz. Aynı zamanda şiirin bir ilham işi olduğunu, bir masa başına oturup zorlamayla yazılamayacağını da belirtmiştir.
Oğuzcan şiiri ile kendi yaşamını birleştirerek her zaman birlikte hareket etmiş, yanından hiç ayırmamıştır. Şair zaman zaman röportajlarında şiirin onun için hiç söymeyecek bir ateş ve tutku olduğunu belirtmiştir.
Şair, hiç bir akımı taklit etmemiş kendine has bir şiir ortaya çıkarmıştır. Çünkü o şiirin bir hazır kalıba sığdırılamayacak kadar özgür, duygulu ve her insana ayrı ses veren bir sanat olarak yorumlamıştır.
Daha çok aşk şairi olarak tanımlanan Oğuzcan, yaşamının ileri ki dönemlerinde siyasetin en çalkantılı olduğu zamanlarda hiciv de yapmış ve başarılı olmuştur. Zamanla ruhsal ve manevi sıkıntılarından dolayı üç intihar girişiminde bulunmuş fakat başarılı olamamıştır. İlk zamanlar aşk ve yalnızlık temaları ile tanınan şair son zamanlarına doğru