Mesut Ayaz

Mesut Ayaz
@Ayaz_mesut
Gücümü , içimdeki güçsüzlükle boğuşurken tükettim....
İnsan
yüksek okul
Tatvan/ Bitlis
Adiyaman, 1 Ocak 1987
151 okur puanı
Nisan 2021 tarihinde katıldı
Puan vermedi·224 syf.··
2026 47. kitabı
SOYGUN/ İSKENDER PALA Osmanlı'nın Çalkantılı Döneminde Bir Soygun Hikayesi Yıl 1826... Sultan II. Mahmut dönemi... Osmanlı İmparatorluğu'nun en kritik, en çalkantılı yılları... Yeniçeri Ocağı'nın kapatılmasıyla başlayan modernleşme süreci, hem askeri hem de idari yapıda büyük değişimleri beraberinde getirir. Ancak bu değişim, aynı zamanda kanlı bir iç savaşa ve tasfiyelere de sahne olur. Tarihe "Vaka-i Hayriye" olarak geçse de, bu olay, imparatorluğun içten içe kanadığı, padişahın yorgun, halkın ise gergin olduğu bir dönemin başlangıcıdır. Mora İsyanı, Yunanların ayaklanması, Navarin Faciası... Tarihin tozlu sayfalarında yer alan bu gerçekler, romanın kurgusunda ustaca harmanlanmış. Hikaye, yıllarca hırsızlıktan uzak kalmış ancak mesleğinde usta üç kişinin yollarının yeniden kesişmesiyle başlar. Bir müderris, bir mücellit, bir sarraf... Ortak hedefleri, sarayın en değerli hazinesi olan Kaşıkçı Elması'nı çalmaktır. Ancak yaşları ilerlemiş olan bu üçlünün eski çevikliği kalmamıştır. Bu nedenle, onlara yardım edecek bir koşucu ve bir de hırsız gerekir. Saraydan mücevher çalmak hiç de kolay değildir; sağlam bir plana ve disipline ihtiyaç vardır. Planı yapan ekip lideri, her birine aslan, tavşan, ceylan, tûtî, porsuk, bukalemun, çakal gibi takma isimler verir. En şaşırtıcı olan ise bu işi veren kişinin, sadrazam olmasıdır! Bu tehlikeli görevin sonu nereye varacaktır? Görevi yerine getiremezlerse başları derde girecek, yakalanırlarsa daha büyük bir bela bekliyor onları. Tam bir "yukarı tükürsen sakal, aşağı tükürsen bıyık" durumu! Tarih, polisiye ve edebi dilin ustaca harmanlandığı bu roman, okuru tarihin tozlu sayfalarında yolculuğa çıkarırken, bir yandan da heyecan verici bir soygun hikayesine ortak ediyor. İnsan doğası, hırs, ahlaki değerler gibi konuları da
Soygunİskender Pala · Kapı Yayınları · 20261,429 okunma
Mesut Ayaz
Emeğinize sağlık.İskender Pala'nın okumadığım bir kaç kitabından biri tavsiye edermisiniz
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
10/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2026 44. kitabı
·
12 saatte okudu
·
Okunma: 24 Mart 2026 01:48
ALTI HARFLİ BİR TATLI-ŞERMİN YAŞAR,248 sayfa Sevilay ve Mesut Ayaz bu ekip yine güzel bir kitap okudu..Okuduk,konuştuk,irdeledik,neler neler çıktı konuşmalarda ve biz bu kitabı tek kelime ile çok sevdik… “Sevdiklerimize sahip çıkalım.Herkes sevdiğine sahip çıksın…” Şermin Yaşar ne yazarsa okurum dediğim yazarlardan.Kalemi muazzam bir yazar.Kitabı elinize almanızla bitirmeniz bir oluyor.Yazmıyor ,adeta konuşuyor sizinle kitaplarında.Okuduğum beşinci kitabı. Söyleme Bilmesinler ile müptelası oldum. Kalk Yerine Yat , Gelirken Ekmek Al , Deli Tarla …Hepsi hüzün kokuyor ama sanki seviyoruz bu duyguyu…Hüzün kokusunu bile sıcacık yaşatıyor insana… Altı Harfli Bir Tatlı ….İki kadın…Biri yaşlı ,biri genç…İkisi de yalnız…İkisi de kırık kalpli…Selime teyze ile Meltem…Biri yokluğuna ağlar,biri varlığına…İkisinin de yalnızlığı farklı ama ikisi de yalnız.Biri varken ağlar diğeri yokken….Biz mi ?Biz ikisine de ağlıyoruz okuyucu olarak… Bir anne on çocuk doğurmuş hepsine bakmış da on çocuk bir anneye bakamamış diye bir söz vardır…İşte Selime teyze öyle…Üç kız bir erkek ,dört evlat…Ama hepsi meşgul,hepsinin işi var,ailesi var,anneyi kim düşünecek…Hele de hasta olmasın …Bir de anneyi mi düşünecek evlatlar…Evlatlarının dünyasında kendine yer bulamamış Selime Teyze.. Yapmayın,yaşlılarımızı kendi kaderlerine bırakmayın… Yeri geldi çok güldüm,yeri geldi hüzünlendim,yeri geldi Selime Teyze ve Meltem’le ben de çok söylendim,kızdım Mehmet’e de,annesine,babasına,Hikmet anneye,ne var ki,niye ayırdın Meltemi kendi çocuklarından,çocuklu adamla evlendinse çocuğunu da kabul edeceksin dedim.Selime Teyze’nin çocukları;siz de o yaşlara gelince umarım annenize yaptıklarınızı kendi çocuklarınızdan görmezsiniz…Anne baba değerlidir…Kaç yaşımıza geldik daha of demedik onlara,halâ da çekiniriz,saygıda kusur
Altı Harfli Bir TatlıŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202513,9bin okunma
Mesut Ayaz
Çok güzel bir okuma oldu arkadaşım hem okurken hemde kitap hakkında sohbet ederken ben çok keyif aldım ve sizlerden çok şey öğrendim tekrardan çok teşekkür ederim
8/10
·208 syf.··
2026 15. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 06 Mart 2026 16:51
#KitapYorumu #OrtakOkuma Banu SEZER ve Sevilay ile yine çok güzel bir ortak okuma yaptık. Farklı şehirlerde olsak da aynı sayfalarda buluşmak, aynı cümlelerin altını çizmek ve sonra o duygular üzerine konuşmak gerçekten çok kıymetli. Bazen birimiz bir satıra takılıyoruz, bazen diğerimiz bambaşka bir yerden yakalıyor kitabı… İşte ortak okumanın en güzel tarafı da bu. Bu kez yolumuz Bahçıvan ve Ölüm kitabında kesişti. Kısacık bir kitap ama içinde insanı uzun uzun düşündüren bir sessizlik var. Birlikte okuyunca o duygular daha da derinleşti diyebilirim. Kitabın en çok hoşuma giden tarafı bahçıvan metaforu oldu. Bahçıvan nasıl toprağa emek verir, bir tohumu büyütür, çiçeğe dönüştürürse; hayat da biraz böyle aslında. İnsan sevdiklerini büyütüyor, hatıralar biriktiriyor… ama bir gün o bahçeden ayrılma vakti de geliyor. Kitap boyunca insan ister istemez şu duyguyu hissediyor: Hayat bir bahçe gibi… biz de o bahçede hem bahçıvanız hem de bir gün toprağa karışacak birer çiçek. Özellikle bahçıvan ile ölüm hikâyesi çok düşündürdü beni. Ölümden kaçtığını sanan insanın aslında bazen kaderine doğru koşması… gerçekten insanın içinde tuhaf bir sessizlik bırakıyor. Kısacası bu kitap yüksek sesle değil ama çok derinden konuşan bir kitap. Okurken biraz durup düşünmek, biraz da hayatın kıymetini hatırlamak istiyor insan…
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,6bin okunma
Banu SEZER isimli okura yanıt verildi
Mesut Ayaz
Sevilay en sevdiğim aktivite
8/10
·208 syf.··
2026 15. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 06 Mart 2026 16:51
#KitapYorumu #OrtakOkuma Banu SEZER ve Sevilay ile yine çok güzel bir ortak okuma yaptık. Farklı şehirlerde olsak da aynı sayfalarda buluşmak, aynı cümlelerin altını çizmek ve sonra o duygular üzerine konuşmak gerçekten çok kıymetli. Bazen birimiz bir satıra takılıyoruz, bazen diğerimiz bambaşka bir yerden yakalıyor kitabı… İşte ortak okumanın en güzel tarafı da bu. Bu kez yolumuz Bahçıvan ve Ölüm kitabında kesişti. Kısacık bir kitap ama içinde insanı uzun uzun düşündüren bir sessizlik var. Birlikte okuyunca o duygular daha da derinleşti diyebilirim. Kitabın en çok hoşuma giden tarafı bahçıvan metaforu oldu. Bahçıvan nasıl toprağa emek verir, bir tohumu büyütür, çiçeğe dönüştürürse; hayat da biraz böyle aslında. İnsan sevdiklerini büyütüyor, hatıralar biriktiriyor… ama bir gün o bahçeden ayrılma vakti de geliyor. Kitap boyunca insan ister istemez şu duyguyu hissediyor: Hayat bir bahçe gibi… biz de o bahçede hem bahçıvanız hem de bir gün toprağa karışacak birer çiçek. Özellikle bahçıvan ile ölüm hikâyesi çok düşündürdü beni. Ölümden kaçtığını sanan insanın aslında bazen kaderine doğru koşması… gerçekten insanın içinde tuhaf bir sessizlik bırakıyor. Kısacası bu kitap yüksek sesle değil ama çok derinden konuşan bir kitap. Okurken biraz durup düşünmek, biraz da hayatın kıymetini hatırlamak istiyor insan…
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,6bin okunma
Banu SEZER isimli okura yanıt verildi
Mesut Ayaz
Çok teşekkür ederim ortak okumalarda yorumlar inanın sizin sayenizde ortaya çıkıyor
8/10
·574 syf.··
Beğendi
·
2025 167. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 14 Aralık 2025 00:32
BUZ-BERNARD MINIER,574 sayfa, Canım Sevilayımla birlikte okuduk Sevilay .Bende uzun zamandır bekliyordu.Ortak kitaplarımızdan biri çıkınca ,yine keyifle,bol sohbetle okuduk bitirdik. Yazar Bernard Minier ‘in Türkçeye çevrilmiş üç kitabından biri olan Buz kitabını okuyup bitirdim.İlk kitap olan Buz’dan önce bilmeden Çember kitabını okumuşum.Yazarla tanışmayanların dikkatine …️Önce Buz sonra Çember kitabı okunacak…. Muhteşem bir doğa tasvir ile başlayan kitap bizi ıssız dağ yolları ,yağan yoğun bir kar muazzam Pirene Dağlarından geçen vahşi bir yol ve yolun sonunda bir enstitüye götürüyor…Peki ne özelliği var bu enstitünün? Bu ücra,ıssız ,karların içine gömülmüş enstitü ne işe yarıyor? Bu enstitünün adı;CHARLES WARGINIER CEZAEVİ PSİKİYATRİ MERKEZİ…Diane Berg,psikolog. Ama sıradan bir psikolog değil… Onun hastaları, adli konulara konu olmuş, suç işlemiş, sosyopat, tecavüzcü ,katil hastalar. Yani Diana’nın görev yaptığı yer bir hastanedeğil cezaevi .Suç işlemiş psikiyatri hastalarının hem tedavi edildiği hem de hapsedildiği cezaevi, psikiyatri merkezi… İkinci yer; bir hidroelektrik santrali.Burası bir nevi yeraltı fabrikası. Kışın sadece teleferikle çıkılan, tıbbi acil durumlarda kullanılan helikopter pisti olan bir yer. Yazın oraya çıkan bir yol var ama kışın metrelerce karın altında. İlk Cinayet ve ceset bizi burada karşılıyor… Başı kesilmiş, kendisi parçalanmış, derisi büyük kanatlar oluşturacak şekilde yüzülmüş bir ceset…Amaaa bu insan cesedi değil…Evett değil.Bir atın cesedi saf kan bir at. Sahibi son derece zengin,bölgede uzun yıllar hüküm sürmüş,iktidarın bile arka odalarına girip çıkan sanayici ve girişimci bir iş insanı.Eric Lombard hayatı sırlarla dolu bir adam… Deliller 🫆bir kişi üzerinde yoğunlaşmaya başlar ama bu imkansız gibidir.Çünkü
BuzBernard Minier · Pegasus Yayınları · 2014218 okunma
Mesut Ayaz
Ne diyorsun başlim mi kitaba