İnsanın kendi iyimserliği hakkında yazıp bu inancı hissetmesi için haklı sebepleri olduğuna başkalarının inanmasını beklemeden önce müsibet nedir iyice bilmesi ve ıstırapla tanışmış olması gerekir. Müsibetin gerektirdiği mücadelenin dünyanın en büyük nimetlerinden biri olduğunu da bilmesi gerekir. Bizi güçlü, sabırlı, yardımsever kadın ve erkekler hâline getiren şey budur. Özü bu sayede yakalar, dertlerle dolu dünyanın aynı zamanda bu dertlerin üstesinden gelme gücüyle de dolu olduğunu bu sayede öğreniriz. Yani iyimerlik ortada müsibet diye bir şey olmadığı düşüncesine değil, iyiliğin üstün geleceğine dair çoşkulu bir inanca ve bu inanç doğrultusunda iyilikle her daim ele ele yürüme isteği içeren bir gayrete dayanıyor.
Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında;
Yekpâre, geniş bir ânın
Parçalanmaz akışında.
Bir garip rüyâ rengiyle
Uyuşmuş gibi her şekil,
Rüzgârda uçan tüy bile
Benim kadar hafif değil.
Başım sükûtu öğüten
Uçsuz, bucaksız değirmen;
İçim muradına ermiş
Abasız, postsuz bir derviş;
Kökü bende bir sarmaşık
Olmuş dünya sezmekteyim,
Mavi, masmavi bir ışık
Ortasında yüzmekteyim...