"Bir kadın, kendi psişesinde bu ikircimli anne yapısına sahip olduğu zaman, kendini çok kolay teslim olurken bulur; mesafe koymaktan, saygı talep etmekten, istediğini yapma hakkını ortaya koymaktan, bunu öğrenmekten, kendi başına yaşamaktan korkarken bulur." sf.198
Agatha Christie ile ortaokul yıllarımda tanışmıştım ve kendisine ve kalemine bu kitabı okuduktan sonra (ilk okuduğum kitabıydı) hayran olmuştum. Kitap okuma alışkanlığıma bir ivme katan bir kitaptır on küçük zenci. Bunda polisiye-gizem türü roman sevmemin büyük bir etkisi de olduğunu düşünüyorum tabii:) Çocukken okuduğumda çok etkilenmiştim. Neyse asıl konuya dönecek olursak, kitapta bol ters köşelerin olduğu ve kitabın sonlarına gelince en büyük ters köşeyle karşılacağınız bir olay sizi bekliyor. Genel olarak da zaten olay örgüsü bir hayli gizemli ve esrarengiz. Farklı yerlerde yaşayan insanlar aynı kişiden, adada olan bir malikaneye davet mektubu alıyorlar. Bunun üzerine birkaç gün sonra tek tek eksilmeye, öldürülmeye başlıyorlar. Olayları çözmek isterken büyük bir kaosun, stresli günlerin ve de her zaman tetikte olmanın gerektirdiği bir sürecin içinde buluyorlar kendilerini. Tüm bu olayların, olay örgüsünün işleniş tarzı açısından bir solukta okunacak bir kitap.
Stoacılığa adım atmamı sağlayan ve merakımı uyandıran, stoacılık felsefesini ve görüşlerini gayet açık ve net bir dille anlatan harika bir kitap :) Gerçi Marcus Aurelius Kendime Düşünceler'i bir kitap niteliğinde yazmamış. Kendisi aynı zamanda bir Roma imparatoru olduğundan, savaş sırasında cephede ara ara yazdığı (adı üstüne) kendi düşüncelerinden, gözlemlerinden ve notlarından oluşmuş ve de günümüze kadar gelebilmiş bir eser. Altı çizilecek cümlelerin doluluğu yanısıra, kitapta verilen öğütleri ve gözlemleri hayatın pratiğine de dökebildiğimizde, bize çok şey kazandıracağını düşünüyorum.
Kendime DüşüncelerMarcus Aurelius · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202428bin okunma
Pia mater, arachnoid mater ve dura mater serisindeki kitapların her birini okumaya başladığımda, o kadar sürükleyiciydi ve olay örgüsü o kadar merak uyandırıcıydı ki, sayfaları büyük bir merakla hızlıca çevirerek çok kısa bir sürede bitirmiştim. Okuduğum en iyi roman serisinden biri diyebilirim. Karakterler ve olay örgüsü kısmen fütüristik bir dünyada geçiyor diyebiliriz. Bir laboratuvarda ve deney merkezinde, önde gelen biliminsanları ve nüfuslu insanlar tarafından yeni bir insan ırkı yaratma çabası, kendini bulma çabası, kıskançlık uğruna başlatılan bir siber saldırı girişimi, aynı zamanda aşk, kıskançlık, her bir karakterin ustaca örülmüş olduğu gerçeği ile bu karakterlerin hırslarının, değerlerinin ve çıkarlarının çatışması gibi konuların bulunduğu ve bunların harika bir şekilde harmanlandığı bir kitap. Her ne kadar son seri olan Dura mater'i birçok soruya cevapsız olmuş gerçeğinden dolayı pek beğenememiş olsam da yine de okuması bir hayli keyifli bir kitap serisi.