Bir ırkın düşüncesi kendi tarafından kendisi için ortaya çıkmıştır. Eğer başka bir ırk bunu benimsiyorsa-ki bu olmaz-ya o düşünceyi aslını bozacak biçimde değiştirip kendine mal edecek veya kendi aslını inkar edecek ölçüde değiştirip o benimsediği düşüncenin içinde eriyetecektir.
Yazar burada "Irk" mefhumunu millet karakteri olarak kodluyor. " Irk" kültürel bir kesinliğin belirtisidir. Rene Guenon'da böyle bir tanım yapmıştır. Irk mefhumunu kafatascılığa indirgemek akıl sağlığı yerinde olmayanların işi. Bu minvalde milletler genelde bunu bir arada yaşama alışkanlığı olan topluluklar olarak ele alır. Yaşayış biçimleri milletleri aynı ırktan yapar. Yazar der ki; Misal Avrupada geçmişte hıristyan dini ile kilise kültürü ile yetişen birisi müslüman olursa ona "Türk" oldu derlermiş.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Gözleri kapalı olarak yaşamayı tecrübe etmemiş olanlar körlere bir şeyler öğretmeye kalkmasın. Hakikat hiç kimseyle paylaşılmasa bile hakikat olma vasfından bir şey kaybetmez. Lakin paylaşılmayan hakikat hiçbir zaman tecelli etmez.
Okurun ekseriyette şöyle bir beklentisi vardır; “ Bana yapmam gerekeni söyle, ama bu söyleyeceğin zaten benim yapmak istediğim şey olsun” Kısacası her insan gibi okuyucu da düşünce ve davranışlarında bir güvenlik alanı geçirmeye kendilerini doğrulamaya haklılalaştırmaya çabalıyorlar.
Müslüman şahsiyet, yerini çağlar boyu her sözün ehemmiyetini idrak ile kazandı. Karşılaşılan her şeyin değerini fark etmek şahsiyetimizin İslamî vasfını pekiştirdi.Müslüman olarak da,insan olarak da sözlerle, bütün sözlerle alakamız var. Münasebetsizlikten dinimiz sebebi ile kaçınıyor, sözlerle sözlerin halkını verecek münasebeti ancak ağzımızdan çıkanı kulağımız işitttiği zaman kurabiliyoruz. Ne dediğimizi bilmekle mükellef olduğumuza kanaat getirişimiz de “Müslüman şahsiyet”kazanmaktan duyduğumuz memnuniyetin tezahürü sayılıyor.