"Benim gerçekten sevdiğim insanlar azdır, beğendiklerim ise büsbütün az. Dünyayı görüp tanıdıkça hoşnutsuzluğum artıyor. İnsanların iç yüzünün nasıl hiç göründüğü gibi çıkmadığını; iyi ya da akıllı gibi görünenlere bile nasıl hiç güven olmadığını her gün daha açıkça anlıyorum."
Onu severken anladım güzelliğin ne olduğunu. Akşamın kısacık vaktinde, şahitlik eden parmağıma batıp da, zor şartlarda aldığım abdestimi bozan gülün dikenini sever gibi sevdim onu. Sonra, vaktin çıkmasına çok az kala yeniden bulduğum suyu sever gibi.
Yazıyordum yazıyordum, yazdığım bitiyordu da içimdeki bitmiyordu. Cümlenin yeri neresiydi ki içim kaynıyordu da cümle defterlerde kalıyordu. Hareli bir sardunya yaprağını ıhlamur renkli cam bir bardağın içindeki suya daldırdığında Nihâde, nasıl çıldırmazdım? Senin de, derdim Nihâde, söyle kalbine kuşlar konuyor, içinde laleler açıyor mu?