"Kitaplarla, resimlerle, güzel şeylerle dolu olan, insanların alçak sesle konuştukları, kendilerinin ve düşüncelerinin temiz olduğu bir havayı solumak istiyorum."
...Geçmişse yalnızca tek bir dersi içeriyordu: Sevgi, insana zarar veren bir hatadır; işbirlikçisi, yani umutsa tehlikeli bir yanılsama. Dolayısıyla, bu iki zehirli çiçek Meryem'in zihnindeki o kuru, kavruk arazide ne zaman sürgün vermeye yeltense, Meryem onları koparıp attı. Çekip koparmış, toprağa tutunmalarına kalmadan, kökünden sökmüştü...
Bir denizde yaşar gibi yaşadın yalnızlıkta ve deniz taşıdı seni. Eyvah, şimdi karaya çıkmak istiyorsun, öyle mi? Eyvah, bedenini yeniden kendin sürüklemek istiyorsun, öyle mi?
Gerek sağlık sorunları, gerek başka sebeplerle bir türlü elime alıp okuyamadığım kitabım, senden özür diliyorum. Sonunda alıp okudum ve bitirdim. İlk kez bir Japon eseri ayrıca ilk kez Dazai'nin bir eserini okudum.
Benim için İnsanlığımı Yitirirken'i okumak sıradışı bir deneyimdi çünkü daha önce böylesi depresif, bitkin, daha çocukken "yaşlanmış" zihne sahip bir karakterle tanışmamıştım. Her satırda içime işledi Yozo'nun anlatımıyla Dazai'nin yaşam öyküsü.
Okurken "Bir insan nasıl böyle hislere sahip olabilir, nasıl böyle davranabilir?" diyecekken aklınıza Yozo'nun yaşantısı,, çocukluğu, ruh hali geliyor sık sık. Zaman zaman pes ettim iradesizliği karşısında ;) Ama çoğu zaman sarılmak, gerçekten yanında olmak istedim.
Hele ki son cümlesi kitabın...
Ama en büyük keşkem şuydu:
Keşke bu roman, yazarın kendi hayatını anlatmasaydı, gerçek olmasaydı.
"Gerçek korkak, mutluluktan bile korkar."
"Senin hatan, ruhumu sömürdün."
"Öte yandan benim mutsuzluğum tamamen kendi suçluluğumun ürünüydü, bu yüzden başvurabileceğim kimse yoktu."
"İnsanları hayal kırıklığına uğramak zorunda olduğum gibi tuhaf bir düşünceye kendimi ikna etmeyi bir şekilde başarmıştım."
İnsanlığımı YitirirkenOsamu Dazai