Daha önce birçok Zweig kitabı okumuştum ve hemen hemen hepsini de beğenmiştim. Özellikle Satranç ve Korku çok başarılı bulduğum kitaplardı. Ancak Mary Stuart bu okuduğum kitapların hepsinden farklı ve yeri apayrı oldu benim için. Çünkü kitapta yazanlar gerçek ve kitabın içinde en ufak bir hayal gücü mahsulü satır yok.
Kitabın içinde ne yok ki? Politika, entrika, tutku, aşk, ikiyüzlülük, ihanet, mezhep savaşları, veraset oyunları, taht savaşları…Mary Stuart’ın hayatını okuduktan sonra “biz ne yaşadık ki” duygusu yakasına yapışıyor okuyucunun. Bu arada kitap Mary Stuart’ın hayatını anlatsa da aynı zamanda Karliçe Elisabeth’in de hayatı ile ilgili önemli ölçüde bilgi aktarmakta. Aslında kitap karakterleri birbirinin zıttı olan bu iki kadının mücadelesi üzerine kurulu. Bu mücadelenin kazananını da yine bu iki kadının karakter özellikleri belirlemiş. Gözüpek, atılgan, ihtirasları ile karar alan Mary Stuart’a karşı ikiyüzlü, her adımını düşünerek atan, ürkek, tedirgin aynı zamanda kurnaz Elisabeth. Mary Stuart artık dönemi sona ermekte olan şövalye ruhunu temsil ederken, Elisabeth yeni çağın en büyük özelliği olan akılcılığı temsil etmektedir. Ve her zaman olduğu gibi akıl duygulara karşı galip gelmiştir.
Kitap bu iki kadının iktidar mücadesini anlatmakla beraber tarihsel perspektifte Katoliklik-Protestanlık mücadelesini de aktarmaktadır. Reform rüzgarları İngiltere’de sert esmektedir. Mary Stuart’ın mensubu olduğu Katoliklik hükmünü kaybetmiş, Protestanlık kitleler üzerinde egemenlik kurmuştu. Bu arada Elisabeth de bir Protestandı ve bu rüzgârdan alabildiğince faydalanıyordu. Böyle bir geçiş döneminde dünyaya gelmiştir Mary Stuart. Belki 50 ya da 100 yıl önce doğmuş olsa tüm güç dengeleri Mary Stuart lehine değiştirdi ancak artık sona ermekte olan bir dönemin