Kırgız yazar Aytmatov'un kaleminden okuduğum ilk kitap Cemile oldu.
Yazarın betimleme ve benzetmeleri, toplumun ahlaki değerlerine aykırı bir aşkı bu kadar kabul görebilir bir bakışla anlatması sevdiğim kitaplardan biri haline getirdi.
Kitap oldukça kısa 80 sayfa, bir o kadar da akıcı. İkinci Dünya savaşının ilk yıllarında geçiyor. Olaylar ailesi ile yaşamakta olan küçük Seyit'in gözünden resmedilmiş. Abisi askere gitmiş olan Seyit, çalışkan annesi ve askerdeki abisinin yolunu gözleyen, hayat dolu bir genç kız olan yengesi Cemile ile yaşamaktadır. Neredeyse köyün tüm erkekleri savaşa gittiğinden, savaş alanına ağır erzaklar taşıma işi köyün kadınlarına kalmıştır. Cemile'nin kayınvalidesi buna ilk başta karşı çıksa da sonrasında Cemile, küçük Seyit'i de yanına alarak erzak taşımaya başlar. Yapılacak iş oldukça ağırdır, savaştan yaralı halde geri dönen, suskun, içine kapanık Danyar da onlarla birlikte çalışmaya başlar.
İlk başlarda onun bu kapalı dünyasıyla alay eden, şakalar yapan Seyit ve Cemile, gün geçtikçe bu sessiz sakin adamın ne kadar gururlu, azimli ve kendi değerli dünyası olduğunu anlayacak, yakından tanıyacak, tanıdıkça bu tavırlarından utanacaktır.
Spoiler başlıyor! Zamanla Danyar ve Cemile arasında filizlenen aşka tanık olan Seyit kendisiyle ilgili de bir şeyi keşfeder. Cemile’nin Danyar’la tüm imkansızlığa rağmen askerdeki kaçmalarıyla, Cemile’nin ardından hıçkırıklarla ağlar. Aslında Cemile’nin onun çocukluk aşkı olduğunu anlar. Cemile’nin gidişiyle çocukluğunun da bittiğini bilir.
Sevdiğim bazı alıntılar:
“İnsan herşeyi anlatamaz, zaten kelimeler de herşeyi anlatmaya yetmez…”
“Bir hastalıktan sonra ilk defa güneşe çıkmış gibi bir duygu vardı içimde.”
“Ben yalnız Cemile’den ve Danyar’dan değil, çocukluğumdan da ayrılmıştım.”
“Bilmediğim