Herhalde bu kitabı 20’li yaşlarımın başında ön hazırlıksız okusaydım özellikle ilk bölümünde sıkılıp devam etmezdim. Deli saçması monologlar derdim bir kenara atardım. Oysa şimdi okuduğum bu zihinsel olgunluk dönemimde ve ön hazırlıkla ne kadar keyif aldığımı anlatamam. Hatta kitabı okumak bu incelemeyi yazmaktan çok daha kolay ve akıcıydı. İnceleme için ise neredeyse 1 aydır debeleniyorum. Çünkü her ne kadar kitap 151 sayfa da olsa incelemede şunları yazmadan geçmek olmaz: Dostoyevski bu romanını Rusya ne haldeyken yazdı, kendi kişisel tarihçesinde ne durumdaydı, hangi felsefi görüşlere aslında karşı çıkıyor, alt metinlerde neyi anlatmak istiyor, kitapta bu düşünceleri nerelerde hangi cümlelerde bulabiliriz vs vs… Bu kitap da okunmadan önce ödevleri bol hazırlık süreci olan bir kitap. Varoluşçuluğun ilk romanı sayılan bu kitaba başlayalım.
Kitabın açılış cümlesi: “Hasta biriyim ben…” Basit, gösterişsiz ve tüm kitabı özetleyen bir cümle. Dostoyevski belki bu cümleyle o dönemde biraz da kendini anlatıyor. Çünkü, kendi kişisel tarihinde bu kitabı yazarken oldukça zor bir dönemden geçiyor. Devlet düzenini yıkmaya çalıştığı gerekçesiyle tutuklanıyor, ölüm cezası Sibirya’da 4 yıl ağır hapse ve askerlik hizmetine çevriliyor. O yıllarda, (1864) hayatını kumar masalarında harcıyor, yüklü borçlarını ödemek için sipariş romanlar yazıyor, teslim tarihleri yaklaştıkça da iç huzursuzluğu artıyor ve sara nöbetleri geçiriyor. Yine o dönemde, Rus Edebiyat oligarşisiyle arası bozuk, Turgenyev ile olan sorunlu ilişkisini herkes bilir.
Kitap 2 bölümden oluşuyor. 1. Bölüm: “Yeraltı”, 2.Bölüm “Sulusepken Üzerine”.
1.Bölüm: “Yeraltı”. Bu bölüme “hasta” bir adamın yazdığı monologlar, düşünce dalgalanmaları olarak bakmak yüzeysel olur. Monologlar yalnızca Dostoyevski’nin katılmadığı felsefi