Uzun zamandır beni böyle derinden etkileyen bir kitap olmamıştı. Nerede gördüm ya da kim tavsiye etti bilmiyorum ama kitaplığımda beni bekliyordu. Hacmi itibariyle biraz çerezlik olarak görmedim desem yalan olur. Ama ilk sayfadan itibaren dili, anlatımı, sadeliği ve vermek istediği duyguyu bu kadar ince bir kitaba sığdırabileceğini düşünmemiştim. Bir adam, kör bir köpek ve bir tohum etrafında geçen muazzam bir hikaye. Kendimi bir okur gibi değil de sanki onların yanında aynı şeyleri yaşıyorum gibi hissettim.
Uzun zamandır okumak istediğim bir kitaptı. Kitap akıcı olmakla birlikte, okurken tıpkı karakterler gibi ben de sürekli bir bekleyiş içindeydim. Ha şimdi, ha 2 yıl sonra ha 15 yıl sonra derken 30 yıl geçmişti bile. Sonu ise hem üzdü hem de biraz hayal kırıklığı idi. Ters köşe oldum. Hiç beklemiyordum çünkü. Bir ömrün nasıl geçtiği, bir amaca, umuda tutunmadan hayata devam edilemediği duygusu güzel aktarılmış. Yine de kitap bittiğinde bile ya sonra ne olacak diye beklemeden edemedim.
Kitapta yaşayanlar, yaşananlar her gün yanımızdan geçen insanların hikayeleri, aslında hepimizin hikayesi. Ama o kadar güzel ele alınmış ki. Yazarın kalemini çok sevdim. Kitap okumaktan ziyade sanki onunla sohbet ediyormuşum gibi bir hissettim. Kalemine sağlık.
"İnsan insana nasıl hükmeder, Winston?"
Winston, biraz düşünüp, "Acı çektirerek," dedi
"Tamam işte. Acı çektirerek. Boyun eğmek yetmez. Acı çekmiyorsa, kendi iradesine değil de senin iradene boyun eğdiğinden nasıl emin olacaksın? Hükmetmek, acı çektirmekle ve aşağılamakla olur. Hükmetmek, insanların zihinlerini darmadağın etmek, sonra da dilediğin gibi yeniden biçimlendirerek bir araya getirmekle olur." Yıllar önce 1984'tten bu alıntıyı okuyup ama kitabı okumamıştım. Çünkü bu alıntı bile beni ürkütmeye yetmişti. Şimdi ise kitabı bitirdim ama ben de bittim Kurgusu, detayları oldukça moral bozucuydu. Her sayfayı çevirdiğimde bir umut olayların değişmesini bekledim şimdi yalan yok. Tabi gittikçe daha kötüye gitti. Ve kitap benim nezdimde sevginin olmadığı bir dünya nasıl olurdu sorusunun cevabı gibiydi. Bir de sevgiden, aşktan ne kadar korkulduğu, söküp atabilmek için yapılanlar çok ürkütücüydü. Distopya olmasına rağmen içinde gerçeklik payının taşıdığı yerler olması en vurucu noktalarından biriydi...
Cümlelerin havada kaldığı, zorlama bir kitap. İnce olmasına rağmen 20 sayfa kadar okuyabildiğim ama daha fazlası olmuyor o yüzden bırakmak yerinde olacak.