Korku Korku en çok içimizdeki güçsüz tarafa hükmeder. Onu avcunun içine alır, evirir çevirir ve kendi buyruğu altına sokana dek vazgeçmez. Korkularımıza boyun eğdiğimiz an sevdiğimiz ve inandığımız her şeyden vazgeçtiğimiz andır. Artık sadece korkunun hükmünü bekleriz, yarattığı sonsuz ve karanlık bataklığın içinde…
Tesadüfün tatlı çekiliği, insanoğlunun derinlerindeki zamanla hissizleşmiş duyguları uyandırır. Bu yüzdendir ki bu tesadüfler mucizemiz de olabilir felaketimiz de..
Shakespeare'in keskin zekasını 400 sene sonra dahi okuruna her an hissettirebildiği muhteşem bir eser. Yarattığı tüm karakterlerin gerçekliği bir yana ; Hamlet benim en benimsediğim karakter.
Belki de Hamlet'i en kısa ve net bir şekilde kendi cümlesiyle anlayabilirsiniz.
" Ustalıkla söylenmiş sözler sersemlere göre değildir."
Hamlet muhteşemlikten arınmış, kusurları olan fakat bunları saklamakla uğraşmayan, aksine verdiği cevaplarla ustalıkla karakterlerin eksikliklerini de göz önüne seren dahiyane bir karakter. Hamlet tezat sanatını, öyle anlarda, öyle kişilere karşı kullanıyor ki hayranlık duymadan geçemiyorsunuz.
Gerçeği bile bile reddetmek mümkün müdür?
Bu çelişki; Winston'ın işkence görmeden önce ''Julia için 2 katını çekebilirim" diyebilirken, acının en korkunç haliyle yüz yüze geldiğinde Julia'yı satması gibi. İnsan olmanın en acı kısmı bu. Her ne kadar erdemlerimize bağlı, doğruluklar içerisinde günler, aylar,yıllar geçirsek de, gerçek benliğimizi ancak korkularımızla baş başa kaldığımızda gösteririz. İşte o zamana kadar, her insan gibi Winston da inandığından vazgeçmeyeceğini sanacak; o an geldiğinde ise gerçeğinin ne olduğunu dahi hatırlamayacaktır. Çünkü aslında insanın en çok benimsediği yine kendisidir.
Normal bir sabah , sıkışıp kaldığınız sınıfın kurallarını alt üst ederek kendinizi suçlu olarak görseniz dahi ; aynı günün gecesinde suçluluğunuz bu ezberlenmiş kuralların ötesinde bir aydınlığa kavuşabilir.