Evet Eichmann Holokost’ta Yahudilere karşı işlenen suçların baş sorumlularından biri olarak Kudüs mahkemesinin önüne çıkar. İddianame siyasi saiklerle hazırlanmıştır, davanın başlangıcında dava savcısı bu duruşmada adaletin değil kefaretin sağlanacağı anlaşılan konuşmasını yapar. Eichmann’ın iddia makamının ileri sürdüğü gibi sapık ve sadist bir kişilikten ziyade normal bir insan olması, yahudilere karşı ilave bir kin, nefret taşımaması mahkeme heyetinin kabullenmediği, kabullenmemesi gereken iddianameyi çökertecek bir husustur.
İddianameye göre Eichmann bir Yahudi düşmanıdır ve nazi dönemindeki Yahudi pogromunda motor gücü Eichmann’ın bireysel kini oluşturur. Duruşmada Eichmann tarafı yani sanığın ileri sürdüğü ise isnat edilen suçların emre itaat sonucu gerçekleştiği yönündedir. O dönem de Eichmann tarafından yapılan bir çok eylemin 3.Reich(Nazi Almanya’sı) hukuk düzenine göre yasal olması meselenin Eichmann’ın sadist bir kişilik taşımasından ziyade dönemin Almanya koşullarına göre değerlendirilmesi gerektiği kapısını aralar. Dönem koşullarına baktığımızda, Hitlere karşı 20 Temmuz suikast girişiminin altında yatan saik milyonlarca insanın faşist uygulamalar sonucu katledilmesi değil Hitlerin yaptığı yanlış savaş politikaları sonucunda savaşın kaybedileceği ve Almanya’nın şanının lekeleneceğidir. Yani o günün Almanya’sını vicdan terketmiştir diyebiliriz.
Öldürmeyeceksin gibi evrensel bir kural Kant’ın ortak aklı, bireylerin vicdanının varacağı ortak bir sonuçla netleşebilirdi. Ancak o günün ortak aklı ve vicdanı führerin ağzından çıkan kelimelerdi.
Totaliter yönetimlerde bireylerin vicdansızlaşmasından ziyade fikirsizleştirilmesi bu kadar ağır yıkımları ortaya çıkarmaktadır. Totaliter bir yönetimde en işlevsel yurttaş fikirsiz yurttaştır. Fikirsiz toplumun ortak