Benim için çok değer verdiğim birinden gelen bu kitap, okuma serüvenimde ayrı bir yere sahip oldu. Erdal Demirkıran’ı ilk kez bu kitapla tanıdım ve açıkçası beklentimin dışında bir kitapla karşılaştım. Okurken bazı noktalarda kendime haklı derken, bazı yerlerde itiraz ettim.
Yazar ilk anda kadınları eleştiriyor gibi görünse de aslında hedefinde kadınlar değil, farkında olmadan kendi değerini küçülten “aptal kadın” profili var. Kitabın temel mesajı; kadının güçlü olduğu, yeterli olduğu ve bunu fark etmesi gerektiği üzerine kurulu. Demirkıran bu düşüncesini şu alıntıyla destekliyor “Kadın dediğin kabul etmez ırk, din, renk, cins, mins ayrımını! Marie Curielerin, Helen Kellerin, Meryem Usturlabilerin torundur o, kırıp dizini oturamaz televizyon başında. Harekete geçmek ve iz bırakmak vardır onun asil kanında.”
Okurken insan kendini bazen “aptal kadın”, bazen de “hariç kadın” yerine koyuyor. Bence her kadının, önyargılarını bir kenara bırakarak okuması gereken bir kitap. Çünkü Demirkıran bu kitabı, sürüden ayrılmayı ve “hariç” olmayı başaran cümle kadınlara selam vererek bitiriyor.