“Herkesin gözü dışarıdadır; ben gözümü içime çevirir, içime dikerim. Herkes önüne bakar, ben içime bakarım. Bütün derdim kendimledir. Hep kendimi seyreder, kendimi yoklar, kendime bakarım. Herkes kendinden başka şeylerin peşindedir; hep kendisinin ötesine gitme hayalindedir. Kimse kendi içine inmeye çalışmaz.”
Sizi, Beethoven’in Kreutzer Sonat’ını iliklerinize kadar hissettiren Canım Tolstoy’un bu eseriyle tanıştırayım: Aşk kıskançlığın sebebi miydi ? Peki ya kıskançlık nefretin ? Ya nefret ölümün?
Toplumun (daha doğrusu geri kafalı ailelerin ve onların kan bağı ile bağlı oldukları akrabaların) kadınlara dayattığı ‘evlilik töresi’ denilen iğrenç ve bağnaz düşünceyi bir adetmiş gibi ( bunu daha ileriye götüren hatta başka anlamlar yükleyip yücelten bir onur meselesi, namus meselesi gibi göstermeye çalışan örümcek beyinlilerin hala soluk alıyor oluşu insanı tiksindirmiyor değil. Kadınlar erkek için cinsel obje olarak anılır ve bu çok rahat dile getirilir. Erkekler bunu kendileri için bir üstünlük ve onur olarak kabul eder. (Karaktersiz adiler). Böyle iğrenç insanların arasında kim bilir kaç kadın Lily gibi heba oldu…
“Sen bana aklımı kaçırtacaksın! Sonra olabileceklerden ben sorumlu olmam!”
Dedi ve korkaklığının ardına sığındı Pozdnişev!
Söylemesi ne kadar da kolay değil mi? Bir insan hayatı işte bir erkeğin iki dudağının arasına bakıyor. Yapılan yanlış bir davranışta suçlu olan karşı taraf olur. Neden mi ? Çünkü toplum size namusu böyle öğretmiştir, ama unutulan bir şey vardır ki o da; toplumun asıl öncelik olarak kendini ahlaki açıdan eğitmesi gerektiğidir. Bu ‘başkasına çamur atmadan önce kendi aynana bak’ demekten farksızdır. (Bunu gerçek anlamda ahlak sahibi olanlar yapabilir.) toplum bana cinayeti dayattı dese bile bu katil olduğu gerçeğini örtemez.
“Kıskançlığın kudurmuş hayvanı kafesinde yeniden kükremeye ve oradan çıkmak İçin debelenmeye başlamıştı.”
Burada karakter kendini sırf rahatlatmak için kelime oyunundan başka bir şey yapmamıştır. En başından beri ‘aşk’ adı altında yapılan bir evliliğin ilk günden beri iyi gitmediği bilindiğine rağmen zorla ilerletmek
“Siz erkekler işte böyle düşünürsünüz.! Bir yanda kendinize özgürlükler tanırken öte yanda kadını dört duvar arasında tutmak istersiniz, kendinize gelince, canınızın istediğini yapmanıza kimsenin bir diyeceği olmamalıdır.”