Roman, 12 yaşında Afrika’nın Habeşistan Çöllerinden getirilip, yolculuğu esnasında acımasızca hadım edilen bir zenci çocuk kölenin ağzından anlatılıyor. Ardından saraya satılıp, Haremağalığına kadar yükselen Süleyman adında bu kölenin yaşadıklarını ve padişaha olan bağlılığını, sarayı, haremi, entrikaları, cellatları, Osmanlı halkını dolu dolu anlatan bir roman. Okuduklarınızın karşısında hayret içerisinde kalıyorsunuz. Ve öyle bir gün geliyor ki, köle olarak girdiği saraya, bir padişaha dahi elini öptürebilen bir mertebeye yükseliyor bu Haremağası..
Aslında tarihi bir kitap gibi gözükse de, Livaneli kesinlikle böyle düşünmüyor, çünkü mekan (Topkapı Sarayı) çok arka planda ve öne çıkan daha çok karakterlerin ruh halleri, insanların psikolojisi.
Kitapta ayrıca ne bir padişah, ne bir vezir isimlerinden bahsedilmiş. Neyseki biraz tarih bilgisi ve Google araştırmasıyla dönemi anlayabiliyoruz ve adı geçmeyen padişahın 17. yy devrin 18. Osmanlı padişahı İbrahim, nam-ı değer ‘Deli İbrahim’, olduğunu anlıyoruz..
Olaylar, küçüklüğünde 19 ağabeyinin boğduruluşunu gözleriyle görmüş, aralarında bir tek kurtulan sözde şanslı olan bir padişahı ve annesini (o da tahminimce ‘Kösem Sultan’)ı anlatıyor. Abisi 4. Murat’ın ölümünden sonra 1. İbrahim’in tahta geçişi, validesi sonra onu Çinili Köşke kapatıp, yerine 7 yaşındaki torununu geçirmesi, İbrahim’in her an öldürülme korkusuyla delirmesi ve kitabın sonunda idamını konu alıyor. Haremağasının ise ölen padişahı unutup, yenisine biat ettiğini görüyoruz, çünkü can korkusu bunu gerektiriyor..
Ömer Zülfü Livaneli’nin yazdığı ilk romandır. Yazarın kitaplarını çok beğeniyorum. Her kitabında olduğu gibi burada da bir ucunu kapalı tutarak, okuyucuyu araştırmaya ve öğrenmeye itiyor. Kitap ayrıca 1997 Balkan Edebiyat Ödülü’ne layık görülmüş ve