Derginin kapağında “Before Sunrise”ı görmek… Yıllar oluyordu Gün Doğmadan’ı izleyeli. Öylece başlayamazdım okumaya. Hemen o akşam açtım filmi en baştan izledim. Yeniden şahit oldum aralarındaki aşka. Sosyal medyadan takibe aldım Julia Delpy ve Ethan Hawke’ı. Ne çok değişmişlerdi… Yıllar sonra tanıdık iki dostla karşılaşmış gibi oldum, gözlerim doldu inceden, arka fonda Kath Bloom’un Come Here çalıyorken: youtube.com/watch?v=UDhmnoB... Bir eylem değil bir yaşam biçimiydi okumak ve okuduğum eserin içine girmek ancak onu yaşayarak mümkündü. Sonra sessizce çevirdim derginin kapağını...
“Keşke her şey basit olsaydı. Gitsem bir türlü, kalsam bir türlü.”
Bir tren yolculuğunda hiç tanımadığınız bir insanla ilk durakta birlikte trenden inebilir miydiniz, daha gideceğiniz çok yol varken? Kulağa çılgınca geliyor değil mi? İnsanlar arasında çekime inanır mısınız? İlk görüşte aşk demeyeceğim, kulağa çok klişe geliyor. Gönlümüze klişe gelmediği için sevdik Gün Doğmadan’ı. Sahi, izlediniz mi? “Hiçbir sihirli veya gizemli bir şeye inanmıyorsanız, ölüden farkınız yoktur.”
“Kitaplar benim için hem bir kaçış hem de bir buluşma noktasıydı.”
Yeni sayıda Dilan Çiçek Deniz’i yeniden görmek çok güzeldi. Sanırım kalemini oyunculuğundan daha çok seviyorum. “Bir kitap bitirdiğimde kendimi başka biri gibi hissederdim…” Hangimiz hissetmiyoruz ki? Ataol Behromoğlu'na da geliyor söz: “Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var…” youtube.com/watch?v=CQv6tKu... Ve Haydar Ergülen… Bitirmiş usulca meyve sebze faslını, uçsuz bucaksız kainatla çıkıyor karşımıza, Neşet Baba’dan da dem vuruyor biraz: “Gah çıkarım gökyüzüne seyrederim alemi.” Ve biraz da Cahit Sıtkı, Ahmet Hamdi, Turgut Uyar, Edip Cansever, Nazım Hikmet. Dolu dolu bir yazıydı, bir o kadar da hafif, nahif…
Yeni kitabıyla