Hülya Gençel

Hülya Gençel
@Bal_An_ne
Okudugumuz her satır insanın kendine açılan gizli bir kapısıdır. Ben o kapılardan geçmeyi, gördüklerimi paylaşmayı çok seviyorum…
Zevk seni evhamlı, huzursuz, her zaman telaşlı halde tutar. Çok sayıda arzu var ve her arzu, ilgi çekmek için gürültü yapıyor, bastırılamıyor. Arzular kalabalığının kurbanı olarak kalırsın ve onlar seni farklı yönlerde çekiştirmeye devam eder. Bir çelişki haline gelirsin. Bir arzu seni sola götürür, diğeri sağa götürür ve sen aynı anda her iki arzuyu da beslemeye devam edersin. Ve sonra da bir çatlak hissedersin, sonra bölünme hissedersin, yırtıldığını hissedersin. Sonra da parçalara ayrıldığını hissedersin. Başka kimse sorumlu değildir; zevki arzulamanın aptallığıdır bu durumu yaratan.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
İlahi kitaplarda geçen "Allah'ın isimleri" kavramı, felsefe dünyasında "ilkeler" olarak bilinir. Bu ilkeler ister bir bireyde, ister bir toplumda yaşanır olunca orası ahlaķî olur. Bu ilkeler her insanın öz suyunda bulunduğu için, ilkeli insanlar veya toplumlar, bu ilkeleri öğrenme yoluyla değil, elini göğsüne atıp çıkartmayla bulur.👍 Dolayısıyla bireyin veya toplumun, Allah'ın ahlakıyla ahlaklanması için müslüman olma şartı olmaz, çünkü bu ilkeler her insanda bilkuvve bulunur. İlkeli olabilmek için biraz vicdanı, biraz aklı, biraz da kalbi, birazda hisleri olması yeterlidir. Aslında methettigimiz her davranış ilahi isimlerdir. Hatta medeniyeti oluşturan bir çok ilkeler bile!. Örneğin, "medenî bir toplum" diye vasıflandırdığımız toplumları medenî yapan şey, bu ilkelerin o toplumlarda yaşam felsefesi haline gelmesidir. Meselâ bir yerde farklılıkların olmasına rağmen herkes orada barış içinde yaşıyorsa, orada Allah'ın Es-Selam ismi ilke edinilmiştir. Yine bir toplumda eşitlilik ilkesi ne kadar bilinçli uygulanabiliyorsa orada Allah'ın Er Rahman (genel rahmet) ismi hayat bulmuştur; veya bir toplumda adalet ne kadar çabuk ve aksatılmadan uygulaniyorsa orada Allah'ın "Şedidül ikab" ismi hayat bulmuştur. Hangi toplum bu ilkelerle yaşıyorsa, onlar eylem olarak inançlı toplumlardan Allah'a daha yakındır, çünkü Allah, tüm isimlerin bütününe verilen câmi bir isimdir. İnançlı toplumlar nesnelerden özge bir yaratıcıya inanmış, o yaratıcıyı soyutlamış ve uzaklaştırmış olabilirler. Birol Usta 👏
İnsanlar her şekilde bedenleriyle mutluluğa ulaşmaya çalışıyor. Beden sana sadece anlık zevkler verebilir ve her zevk aynı miktarda, aynı derecede acı ile dengelenir. Her zevk kendi zıddı tarafından takip edilir çünkü beden zıtlıkların dünyasında var olur. Tıpkı günün gece tarafından takip edilmesi ve hayatın ölüm tarafından takip edilmesi ve de ölümün hayat tarafından takip edilmesi gibi; bu bir kısırdöngü. Zevkin acı tarafından takip edilecek, acın zevk tarafından takip edilecek. Fakat sen asla huzur bulmayacaksın. Bir zevk hali içerisindeyken onu kaybedeceğin için korkacaksın ve bu korku seni zehirleyecek. Ve acının içinde kaybolmuşken elbette ıstırap çekiyor olacaksın ve onun dışına çıkmak için mümkün olan tüm gayretinle çabalayacaksın; sırf yeniden onun içine düşmek için. Buda, buna “yaşam ve ölüm” çarkı der. Bu çarkla birlikte, ona yapışarak döner dururuz...ve tekerlek dönmeye devam eder. Bazen zevk yukarı gelir ve bazen de acı yukarı gelir ama biz bu iki kayanın arasında eziliriz. Fakat uyuyan kişi başka bir şey bilmez. O sadece bedenin birkaç tane duyusunu bilir - yiyecek, seks - budur onun dünyası. Bu ikisi arasında gidip gelir o. Bedenindeki iki uç bunlardır; yemek ve seks. Şayet seksi bastırırsa yemeye bağımlı hale gelir; eğer yemeyi bastırırsa sekse bağımlı hale gelir. Enerji sürekli olarak bir sarkaç gibi hareket eder. Ve senin zevk olarak adlandırdığın her şey en iyi ihtimalle gergin bir hali rahatlatmaktır. Cinsel enerji toplanır, birikir; sen gerginleşir ve ağırlaşırsın ve bunu serbest bırakmak istersin. Uyuyan bir adam için seks, iyi bir hapşırık gibi bir rahatlamadan başka bir şey değildir. Ona belli bir rahatlamadan başka bir şey vermez; belli bir gerginlik vardı, artık yok. Fakat tekrar birikecek. Yemek sadece damağına biraz tat verir; uğruna
İman sebattır. Sahibinin kendi yerinde iskanını sağlar. Yerinde iskan eden, sükunet bulur. İnkar ise, savruluştur. İnkar eden yol almadan dolaşır. Kopuş, sahibini güvenlikten mahrum eder. Sahte bir özgürlük hissi uyandırsa da, bunun gerçek bir özgürlük olmadığı çok geçmeden anlaşılır. Çünkü inkar, “özü gürleştirmez”, aksine özü çürütür, kurutur. Özü gürleştirmeyen şeyin verdiği özgürlük hissi, uyuşturucunun verdiği mutluluk hisssi kadar sahte, geçici ve zararlıdır. Mustafa İSLAMOĞLU
İki başlı bebekler doğduğu zaman hayret ediyoruz, normal bir insanın dünyaya gelmesi çok sıradanmış gibi... Bungee-jumping gibi uç sporları yapanlara hayret ediyoruz, tavanda yürüyen sinek normal bir iş yapıyormuş gibi... Belgesellerdeki hayvanlara hayret ediyoruz, sanki sokaklardaki kedi köpekler çok sıradanmış gibi... Bilgisayar dünyasındaki gelişmelere hayret ediyoruz, hepsinin çıktığı yer olan beynimiz çok basitmiş gibi... Kocaman gökdelenlerin inşasına hayret ediyoruz, sanki asırlık çınarlar çok sıradanmış gibi... Bir ressamın benzetmesine hayret ediyoruz, doğadaki asılları çok basitmiş gibi... Çiçekli ağaçların güzelliğine hayret ediyoruz, ezip geçtiğimiz dikenler çirkinmiş gibi... Ölüme hayret ediyoruz, yaşamak çok sıradan bir "hak"mış gibi... Sinan CANAN