Alıntılarla dolu bir kitap diyebiliriz. Yaşamın kısalığını ele alarak zamanı değerlendirmemiz ve mutlu bir hayat sürdürmemizi hatırlatıyor… “Bilgenin yaşamı geniş bir alana yayılır; onun sınırı, başkalarını daraltan sınırla aynı değildir. Sadece bilge insan soyunun yasalarından muaftır, her çağ ona tanrıymış gibi hizmet eder. Bir dönem geçip gitti mi? Bilge onu belleğiyle kavrar. İçinde mi yaşıyor? Ondan yararlanır. Gelecekle ilişkisi nedir? Onu öngörür. Bilge tüm dönemleri bir araya getirerek yaşamını uzatır. Ancak geçmişi unutanların, şu anı es geçenlerin ve gelecekten korkanların ömrü çok kısa ve kaygıyla doludur. Zavallılar sona geldiklerinde, geç de olsa, hiçbir şey yapmadan ne kadar uzun süredir meşgul olduklarını anlarlar.” (68)s
Akıcıydı zaman kavramı gibi. Hikayelerin hepsi kendini eşsiz biçimde tamamlıyor... (Tekrar tekrar okunsa bile sıkılmazsınız.)
Hatay'dan söz edilmesi özellikle şu süreç içinde kitapta karşılaşmam içimi sızlattı. Eski haline dönmesini diledim uzunca. Umarım bir gün o eşsiz kente yolum düşer...
- "Hatay’ın mezeleri ünlüdür, sofraları zengin. Kadim bir coğrafyanın birikmiş bütün kültürlerinden nasiplendiği için Hatay mutfağında yok yoktur. Arap, Ermeni, Süryani, Türkmen, Kürt, Türk, Fars, Rum ne yemiş ne içmişse tarih boyunca Hataylılar hepsini not etmişler, bir gün lazım olur diye. Her gün lazım olmuş tabi. Hatay'a yolu düşenler bu enfes tatları denemeden ayrılmışsa kentte çok şey kaybetmiş sayılır." (84)s
- "İnsan hayal kurarken gözlerini kapatır, hiç kimse hayallerimizi görmesin diye yaparız aslında, gözlerimizi kapatınca kendimizden bile saklarız hayallerimizi. İçimizdeki gerçek biz, o hayaldeki biziz aslında." (98)s
O kadar güzel ki kendi içinde okuruna hissettirdiği göçebelik, yaşanmışlık ve kaçamadığımız yazgı. Üçünün arasında dönüp duruyordu. Gayet akıcıydı. İnsan, hep bir şansı daha olsun ister yaptıklarından ve yapamadıklarından ötürü...
" En derin yaralar ailede açılır, kabuk tutsa bile kanar hikâye, içten içe... "
- "Kimse âlim değildir.
Hepimiz yarı safız, yarı akıllı. Aptallık olmadan akıl olmaz." (208)s
- "Hayattaki her madde gibi zehir de tek taraflı görmemek gerekirdi. Bela olarak bakmamak da mümkündü, şifa olarak da. İyinin ve kötünün ötesindeydi doğa. Derman veren, hasta edebilirdi insanı. Hasta eden, deva da olabilirdi." (246)s
Gelir gelmez sayfalarında kaybolduğum… kâh sizi Diyarbakır sokaklarında koşuşturup büyütüyor diyebiliriz. Ele aldığı geçmiş yaşamın izlerini taşıyan onu size aktaran bir kitap sadece kısa sürede bitmesi üzücü tek yanı olabilir…