Ah, nedir bir boşluk! Göğsümde şiddetle duyduğum bu korkunç boşluk! Durup durup kendi kendime, onu bir kere, yalnız bir kere bağrıma basabilsem; bütün bu boşluk dolacak diyorum.
Sonra kendi kendine soruyorsun: Hayallerin nerede? Başını sallayarak şöyle diyorsun: Yıllar ne çabuk geçiyor! Sonra yine kendine soruyorsun: Bunca yıl ne yaptın? En iyi vakitlerini nereye gömdün? Yaşadın mı, yaşamadın mı? Bak, diye konuşuyorsun kendinle, baksana, dünya soğuyor. Birkaç yıl daha geçecek, o yılların ardından kasvetli yalnızlık gelecek, bastonlu, titrek yaşlılık gelecek, onların ardından da hüzün ve bezginlik. Hayal dünyan solacak, donakalacak, düşlerin ağaçların sararmış yaprakları misali sararacak ve dökülecekler. Ah Nastenka! Zira tek başına, hepten yalnız kalmak, hatta üzülecek bir şey olmaması ne kadar hüzün verici, hiçlik, tam bir hiçlik... Bu yüzden kaybettiğin her şey, her şey bir hiçtir, aptalcadır, sıfırdır, var olan sadece hayaldir!