Bay C

"Erkekler, yasaları yapanlar ve derleyen­ler oldukları için kendi cinsiyetlerini korumuşlar, hukukçular da yasaları ilkelere dönüştürmüşlerdir." –poulin de la barre
Sayfa 31 - Koç Üniversitesi Yayınları, cilt 1·Kitabı okuyor
Edebiyat
Reklam
"Erkekler tarafından kadınlar üstüne yazılmış her şeye kuş­kuyla yaklaşmak gerekir, çünkü onlar aynı zamanda hem yargıç hem de taraftırlar. –poulin de la barre
Sayfa 30 - Koç Üniversitesi Yayınları, cilt 1·Kitabı okuyor
Felsefe
Ekinler sararmağa başladı. Zavallı ekinler... En yükseği iki yaşında bir çocuk boyunu geçmiyor. Orta Anadolu'nun topraklarındaki ıstırap sanki bunlarda en açık ifadesini bulmuş gibidir. Akşam üstleri bütün başaklar yetim boyunlarını büküyorlar ve hazin köklerine bakıyorlar. Ben bu manzarayı seyrederken eski Türklerin niçin hep Rumeli'ye uzanmak istediklerinin mânasını anlıyorum. Anadolu'nun ortası, asıl anavatanın göbeği tuzlu göllerden, kireçli topraklardan ibaret bir çorak ülkedir. Burada, Türk milleti, çölde Beni İsrail'i andırır. Şimdi ise bir cehennem çemberi onu, her tarafından kuşatmıştır. Bütün bereketli ve zengin toprakları çepeçevre elinden alınmıştır. İstiklal Mücadelesi'nin "ya ölürüz, ya kurtuluruz", parolası işte, bundan ileri geliyor. Gerçekten, bunun, ikisi ortası olmaz. Türk milleti, ya bu çemberi yarıp geçecektir, yahut da burada ölmeğe razı olacaktır. Ölmeğe razı olmak... Şimdiye kadar hangi milletten bu kadar ağır bir şey istenilmiştir? Ama içimizden bunu kabule hazır insanlar çıkıyor.
Sayfa 65 - İletişim Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
"Her sevgili, bizim muhayyilemizin yaratıp süslediği yaratıktan başka bir şey midir?"
Sayfa 59 - İletişim Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
—Merhaba Şeyh Efendi. Rahatı kaçmış bir adam huzursuzluğuyla başını kaldırdı. Beni, uzun uzadıya süzdükten sonra dişsiz ağzının içinde bir homurtu halini alan şu sözleri geveledi: —Merhaba, merhametten gelir. Sen kim oluyorsun ki, bana merhamet edeceksin? Hemen, Muhtar söze karıştı: —Kusura bakma; yabanın biridir, dedi. Ben, tek elimin yumruğunu, bir anda, hem Şeyh'in, hem Muhtar'ın suratına savurmak ihtiyacını güç zapt ediyordum. Yarı gülümseyerek, yarı dişlerimi sıkarak dedim ki: —Sen yalnız merhamete değil, terbiyeye de muhtaçsın. Dişsiz ihtiyar teke, bu sözüm üzerine, insana hayret veren bir çeviklikle yerinden fırladı. Kapının bir kenarında duran pabuçlarını koltuğunun altına almasıyla dışarıya uğraması bir oldu. Herkes, arkasından koşuyor. Hatta Mehmet Ali bile. Ben, biraz şaşkın, biraz mahçup, oturduğum yerden kalkıyorum. Gerçi sonradan, bu olayın şu son safhasını hatırladıkça, çok defa, gülmekten katılmışımdır. Fakat, o gün, düştüğüm hüzün sonsuzdu. Yalnızlığımı, kimsesizliğimi ve yabancılığımı o günkü kadar şiddetli hissettiğim olmamıştır. Benim için, bu bunak Türk şeyhinin, İstanbul'daki İngiliz subayından farkı nedir? Her ikisinin ruhu ile benim ruhum arasındaki uçurum, aynı derecede derin ve karanlıktır.
Sayfa 47 - İletişim Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
Reklam