"Toprak Ana, Savankul gibi, Kasım gibi insanlar ölüyorlar da neden dağlar devrilmiyor, göller taşmıyor? Babasıyla oğul toprağı işleyen, çalışkan iki insandı. Kuruluşundan beri dünyanın yükünü böyleleri taşır; herkesi yedirdikleri, içirdikleri yetmiyormuş gibi savaş çıkınca cepheye ilkin onlar koşar. Şu savaş çıkmasa Savankul'la Kasım nice işin üstesinden gelecek, emeklerinin ürününden nice insan yararlanacaktı! Ekilecek tarlaların, kaldırılacak hasadın hesabı olmayacaktı. Onlar da kendi didinmelerinin karşılığını başkalarından kat kat görecekleri için yaşamaktan büyük mutluluk duyacaklardı. Söyle bana, Toprak Ana, doğrusunu söyle: Savaşmadan yaşayamaz mı insanoğlu?"
"Zor bir soru sordun, Tolgonay. Savaşlarda yok olmuş uluslar vardır, yakılmış yıkılmış, kumlar altında kalmış kentler vardır. Öyle zamanlar oldu ki, insan izi görebilmek umuduyla çok bekledim. İnsanlar savaşa kalkıştıkça, ‘Durun, kan dökmeyin!' diye karşı çıktım. Şimdi de aynı şeyleri söylüyorum: 'Ey denizlerin, dağların ötesinde yaşayanlar! Ey bu dünyanın insanları! İstediğiniz nedir sizin? Toprak mı? İşte toprak karşınızda, benim. Ancak, hepiniz içinim ben, bana göre sizler birbirinize denksiniz. Benim yüzümden kavgaya gerek yok. Sizin dostluğunuzu, emeğinizi istiyorum. Sürülmüş tarlanıza bir tohum atın, size yüz tane vereyim. Dikeceğiniz bir dalcıktan size koskoca çınar yetiştireyim. Bağ bahçe yetiştirin, meyve yağdırayım."