ATA:
Mektepten... Bilseniz size ne müjdeler getirdim. Bizi bir kaç ay sonra birbirimizden belki ayırırlar diyordunuz bakalım. Ayıracaklar mı? Efendiciğim, ben de adam oluyorum. Dünkü imtihanda birinci çıktım. Hocalarımın hepsi "Ata Türkistan'da birinci hekim olacak" diyorlar. Bu sene huzur imtihanına¹ ben gideceğim. Nazır beyefendi vaat etti. Derslerim bittiği gibi saray hekimliğine alacak. Bakınız bugün tatil değilken "Eve müjde götüreceğim" dedim de izin verdiler. Mektepte talebeden birine bu kadar riayet ettiklerini işittiniz mi?
ŞEFİKA:
(İcbar-ı nefs² ile) Geçen sene bu kadar ileride değildin.
ATA:
Geçen sene sana muhabbetim bu kadar ileride miydi? Bizim gibi tahsille uğraşanlara bilmezsin ki muhabbet ne haller veriyor. Ne uyku var, ne keder var, ne dünyanın hiçbir halini düşünmek var. Bir sen, bir ders. Ya zihne gelen parlaklık! Hayalin adeta bir güneş oluyor. Gönlümün, fikrimin her noktasını nur içinde bırakıyor. Ayrılalı üç gün oldu mu? Belki üç saat uyku uyumadım. Vücuduma bir yorgunluk geldi mi? İşte emanetin burada... Ta kalbimin üstünde... Bir kere yüzüme gözüme sürüyorum, olmazsa biraz da kokluyorum. Her tarafım yeniden can buluyor, derslerime öyle çalışıyorum, senin için çalışıyorum.
ŞEFİKA:
(Kendi kendine) Of... Taş yaratılmak insan olmaktan bin kat hayırlı imiş!