"Tanrının bize verdiği en büyük nimet, sahip olduğumuz halde, sahip olduğumuzu bilmediğimiz kuvvetleri, bir gün kendimizde bulmaktır."
Acaba aradığımız su, kendi içimizde varlığını bilmediğimiz bu kudrete kavuşmak özlemi olamaz mı? Niçin olmasın?...
Suyu Arayan Adam bana bir tarihçinin belgelere bakarak yazdığı bir tarih kitabı ile yaşanan bir tarihin yazılmasının farkını göstermiştir. Bir insanın çocukluk, gençlik ve olgunluk çağları üzerinden bizim ve Kafkas toplumunun durumu ortaya dökülmektedir.
Beni en çok etkileyen durum, büyük hayallerle yetiştirilen bir asker adayının Edirne'den Anadolu'ya gelişinde karşılaştığı manzaradır. Sadece malına ve canına ihtiyaç duyulduğunda hatırlanan Anadolu halkının içer acısı hali. O en azından mutaassıp olarak bilinen halktan asker olanlarının peygamberinin adını bile bilememesi. Kendisine sorulduğunda Enver paşayı kast ederek "Enver!!" demesi.
Kitabın içeriğini fazla anlatmadan denilecek şey; Birinci dünya savaşı öncesinden itibaren 1950'ye kadar ki tarihimize farklı bir bakış açısı ile ışık tutan mutlaka okunması gereken bir kitap.
Toprağı bölen biziz. Ama b sınırlar, bu bölüntüler altında toprak, daima bütün kalır. İşte o bütün olan şey var ya? O, ne bizim, ne de Kayser'indir. Biz değişiriz ama, onun bütünlüğü değişmez...