Bayram Tosun

Bayram Tosun
Çocukluğunda, kendisini sık sık bahçede kucağında gezdiren, Olcay'a simit, seker, çiklet gibi şeyler alan kapıcı Rüstem efendiyi hatırladı. Bir gün, kapıya geldiğinde Rüstem, ansızın içten gelen bir coşkuyla Rüstem'e koşmuş, bacaklarına sarılarak, pantolonunun dizlerini öpmüştü. Niçin yapmıştı bunu? Annesi çok kızmış, pis, demişti. Rüstem'in yanında. Pis pantolonu öpmekten utanmıyor musun? Sonra, yarım gün sandık odasına kapamıştı Olcay'ı. Anasına bir daha baktı. Anasının, sandık odasj cezasından sonra, kapıcılara falan nasıl davranması gerektiği konusundaki sözlerini hatırladı. «Sen onları anlamazsın, onlar başka bir dünyanın adamları, buna göre davranmazsan sana saygı göstermezler, alaşağı ederler seni...» gibi cümleler. Şimdiki gibi kısık dudaklarla. Ondan sonra, Olcay bir daha Rüstem'in kucağına çıkmamış, çikletlerden de vazgeçmişti. Sonra, kısa bir süre sonra, babası, kömür parasında sahtekârlık yaptığını söyleyerek son vermişti Rüstem'in işine. Olcay, anasının haklı olup olmadığını düşünmüştü. Tanımıyor muydu bunları, gerçekten? Ali'nin sözleri geldi aklına: «Senin sınıfından olanların, hep kelekçe bir saflığı vardır. Sorunlara sınıf açısından değil, gözü yaşlı bir yufka yüreklilikle bakar; halkı tanımazsınız. Onlar da güven duymaz size. Suçluluk duygusu ve göz yaşları onlar için pek önemli, daha doğrusu yararlı değil. Onlar kendilerini ne suçlu hissederler, ne de yufka yürekleri vardır. Kuşkulu ve gereğinde haindirler. İyi yürekli, ya da kötü yürekli olmakla ilgisi yok onların, var olup olmamakla var. Buna da bilek ister. Zayıflardan pek hoşlanmazlar. Onları kendine inandırman için, ne iyi niyet, ne de insan sevgisi yeterlidir. Tam tersine. Onlara katıldığına dair kanıt isterler. Seni onlardan ayıran şeylerle bağını koparmanı isterler. Yani bu düzenle olan
Sayfa 122 - Olcay·Kitabı okudu
Edebiyat
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Mademki değişmez bir dünyaydı bu. Mademki bu çocuklar hep yağmurlu kaldırımın üstünde dileneceklerdi bu dünyada, o zaman Olcay bu çocukları renkli balonlara bağlayıp Kafdağı'nın ötesine uçuracaktı. Babaannesinin hiç bıkmadan anlattığı, Olcay'ın hiç bıkmadan dinlediği masallarda, Kafdağı'nın ötesinde, şehzadeler vardı, bunlar fakir kızlarla evlenip onları murada erdiriyor, hep birlikte kerevete çıkıyorlardı. Orada, yoksul çoban, kralın üç sorusuna doğru cevap verince prensesle evleniyordu. Orada öksüz çocuk bir taşın üstüne ağlayarak oturup of! deyince, bir dudağı yerde, bir dudağı gökte bir dev çıkıp öksüz çocuğa saraylar armağan ediyordu. Yoksul balıkçının gölden çıkardığı balığın midesinden bir dilek yüzüğü çıkıyor, dilek yüzüğünden çıkan periler yoksul balıkçının kulübesini şato yapıyordu. Babaannesini severdi Olcay. En çok da, sevgisizlik duvarının yıkıldığı bir Kafdağı'mn masalını anlattığı için. O anası gibi, umursamaz bir el hareketiyle, yoksul çocukları hep yoksul olmaya mahkûm etmiyor, onları prenses, prens, kral yapıyordu. Renkli balonları da çok seviyordu. Renkli balonlar, bir anda patlayan güzellikleriyle babaannesinin masalları gibiydiler. Yine de çocukları Kaf-dağı'nın ötesine uçurabilirlerdi belki.
Sayfa 117·Kitabı okudu
Edebiyat
«Balon diye tutturursan fena yaparım.» Çok severdi Olcay balonları. Büyük, renkli balonları. Ne zaman elinde renkli balonlarla bir baloncu görse, içi balonlar gibi hafifler, onlarla göğe, bu sıkıntılı sevgisizlik duvarını aşıp ötelere uçacağını sanırdı. Bir balon için saatlerce yalvarırdı anasına. «Ne olur anneciğim, bana bir balon al, ama ne olursun anneciğim bir balon al bana!» Anası çoğu kez bu yalvarmalara kulak tıkardı. Ama bazen, özellikle yorgun ve sinirli olduğu zamanlar, Olcay'ın ısrarlarından kurtulmak için alırdı balon. İşte o zaman Olcay en büyük suçlarından birini işlerdi. Sokağa, elinde balonuyle çıkar, önüne gelen ilk yoksul çocuğa balonunu veriverirdi. Anası deli olurdu bu huyuna. «Niçin veriyorsun balonunu?» «Uçsun diye?» «Kim?» «O... Çocuk...» «Nereye akılsız?» ......... Bu soruya cevap vermezdi Olcay. Çünkü, yoksul çocukları, babaannesinin ona anlattığı masallardaki uçan halıya bindirir gibi, balonuyle Kafdağı'ın ardına uçurmak istiyordu. Bu çocukları Kafdağı'nın ardına uçurmak istemesinin nedeni basitti. Bu çocukların niçin yoksul olduğunu sorduğunda, bu dünyanın böyle olduğu söyleniyordu kendisine. «Ben büyüyünce çok zengin olacağım, bütün bu çocukları kocaman bir evin içine koyacağım. O zaman kaldırımın üstünde kıvrılıp yatmayacaklar...» - «Dünyayı değiştirmek sana mı kaldı akılsız.» Hep böyle cevaplar verecekti anası. Olcay bu cevapların nedenini anasının cimriliğine bağlayıp kızıyordu. Hangi çocuk, anasının kendisini oyuncakçı dükkânlarının, simitçilerin, dondurmacıların önünde hırsla çekisini hoş görebilir? Anasına, büyük, kocaman, bütün çingene çocuklarını, dilencileri içine alacak büyüklükteki, mutfağı yiyecek dolu evden sözettiğinde «Dünyayı sen mi değiştireceksin akılsız?»dan başka cevap yoktu, cevaplarında bile cimriydi anası.
Sayfa 117·Kitabı okudu
Edebiyat
"Kendi ocağındaki yoksula hayrı dokunmayanın âlemin öksüzüne ne hayrı dokunurmuş?»
Sayfa 110·Kitabı okudu
Edebiyat
9/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2020 52. kitabı
Halil Cibran'ın en beğendiğim kitabı diyebilirim. İş Bankası Yayınevinin çevirisi pek iyi gelmedi bana, Koridor Yayınevini tercih edin. Çok daha güzel.
ErmişHalil Cibran · Kaknüs Yayınları · 201785,3bin okunma