Her şey o kadar karışık ki ne yazsam birbirine karışıp düğüm olacakmış gibi hissediyorum. Öncelikle genel olarak aşk romanı denmesi "bana göre"doğru değil. Çünkü Yusuf'un Muazzez'e hissettiği şey aşk mıydı? Düşünün bir evde sürekli birisiyle vakit geçiyorsunuz ve aranızda kan bağı yok. Kimseyle konuşmayıp,insanların kötülüğünden nefret ediyorsunuz ama size karşı masum olan sadece bir kişiyi biliyorsunuz. Belki de küçüklüğünden beri yanında olduğunuz için onu henüz kimsenin bozmadığını bilip,elinizde büyütüp,huyunu suyunu bildiğiniz için, içiniz rahat bir şekilde ona merhametle dolu bir duygu besliyorsunuz. Bir evde bulunan iki karşı cins ister istemez zamana tabii olarak aralarında bir şey olacağı yüksek ihtimal.Yusuf ve Muazzez birbirini anlayan,birini tanıyan,onca sesliliğin içinde sessizlikle anlaşan iki insandı.
Aslında Muazzez ve Yusuf'un ailesi aynıydı.Yalnız taraflar değişikti. Belki de ikisi de ortak aile sorunları yüzünden bu kadar yakındı,birbirlerini anlıyorlardı,bilemem.
Yalnız bunun aşk mı yoksa artık varlığına alıştığınız herhangi birinin yokluğunun sizi üzeceği bir gerçek mi olduğu meçhuldü.
"Muazzez'in varlığı Yusuf için büyük boşlukları dolduracak mahiyette bir şey değildi,fakat onun yokluğu müthişti." (syf.200)
"Hayatında asıl aradığı şeyin Muazzez olmadığını biliyordu fakat Muazzez olmadan bunu aramaya muktedir olamayacağını sanıyordu." (syf.200)
Sizce arada ki şey gerçekten aşk olsaydı bu cümleler olur muydu?İnsan sevdiğini bulunca aradığını bulmuş olmaz mıydı? Alıntıda muktedir olamayacağını "Sanıyordu" diyor.Yani sadece bir düşünce bir kesinlik yok.Ama kitabın sonuna bakarsak ve diğer ciltler yazılabilseydi belki de aramaya gücü olacaktı.
Veya kitabın sonunda Yusuf anladığı olaylara rağmen ilk Şahinde'ye mi giderdi yoksa aşık olduğunu sandığı
Kuyucaklı YusufSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025210,5bin okunma
Nasıl da bahtiyar edicidir, beni gözeten birisinin, halimi hatrımı, nerede olduğumu, ne yaptığımı soran, onun için varlığımla yokluğumun bir olmadığı birisinin mevcudiyeti!