Her zaman kapıldığım bu dayanılmaz kederi ifade etmekte “sıkıntı” kelimesi elbette çok zayıf kalıyor; o keder birdenbire çöker üstümüze; içinde bulunduğumuz âna bağlıdır; bir an her şey yüzünüze gülerken, siz her şeye gülerken birden ruhun derinliğinden kapkara bir duman yükselir ve arzuyla ölüm arasına girer; soluk kurşuni bir perde oluşturur, bizi dünyanın geri kalanından ayırır, artık o dünyanın sıcaklığı, aşkı, rengi, ahengi bize ancak soyut bir aktarım halinde kırılarak ulaşır: Sadece bakarsınız, artık heyecan duymazsınız; ve ruhu yalıtan o perdeyi yırtmak için gösterilen nafile çaba insanı her türlü suça, cinayete ya da intihara, deliliğe sürükleyebilir.
Eğer insanlara yakışacak bir biçimde Efes’te vahşi hayvanlarla savaştıysam, ölüler dirilmeyecekse benim ödülüm ne olacak? İyisi mi yiyip içelim çünkü yarın öleceğiz.