Nesli'nin Kitaplığı

Nesli'nin Kitaplığı
@Ben_Edebiyattan_ibaretim
Ben Edebiyattan İbaretim.
32 okur puanı
Şubat 2018 tarihinde katıldı
"Kendi başının çaresine bakmış bir kızın gözleri yumuşak ve kibar olmaz."
Reklam
Esas trajedi buydu. Bir adamın kötü olmaya cesaret etmesi değil, milyonlarca insanın iyi olmaya cesaret edememesiydi.
Şefkat ve sevgi maskeleriyle örtülü modern zorbalık biçimi, bireysel bir bozukluk olarak tarif edilemez artık. Bu, aynı zamanda sınıfsal ve kültürel yapıların, ekonomik eşitsizliklerin, kariyer ve görünürlük baskılarının şekillendirdiği bir hayatta kalma stratejisidir. Hanna Arendt’e göre birey, baskıcı sistemlerde önce yalnızlaştırılır, sonra da toplumsal baskılara boyun eğmeye zorlanır. Zorba birey, bu yalnızlaşma sürecinde “başka türlü görünme” ihtiyacını şiddetle yaşar. Zorbalık, bir tür hayatta kalma çığlığıdır: “Ben buradayım, görün, korkun ve beni fark edin.”
Sayfa 87·Kitabı okudu
“Ya depresyon aslında yas tutmanın bir biçimi ise? Olması gerektiği gibi olmayan hayatlarımız için tutulan bir yas? Kaybetmekle birlikte hâlâ ihtiyaç duyduğumuz bağlar için tuttuğumuz bir tür yas?”
"...Tümüyle haklıydı, belki eskiden de berbat bir yerdi dünya, belki eskiden de bu kadar bencil, bu kadar acımasız, bu kadar aptal, bu kadar cahildi insanlar ama bu kadar cüretkâr değillerdi. İnanmasalar bile bilgiye kıymet veriyorlar, bilginin önemli olmasından bahsediyorlar, merhametli olmak gerekir diyorlardı. Haklı olmanın, adil olmanın, fedakâr olmanın bir anlamı, bir değeri vardı. Oysa şimdi insanlık barbarlık dönemine geri dönmüştü. En kıymetli şey güçtü, güce sahip olmaktı. İster zenginlikle, ister siyasetle, ister dinle, ister futbolla, ister çalarak, ister uyuşturucu satarak, isterse öldürerek elde edilmiş olsun hiç fark etmez, güce sahipsen bütün kapılar sana açılıyordu. Üstelik kimse de bu saltanatı, bu kudreti, bu zenginliği nasıl elde ettin diye sormuyordu. Çünkü gücün pazarlayıcısı cehalet olmuştu, onu kıymetli hale getiren ise ahlaksızlıktı. Cehalet bütün kötülüklerin temeliydi. Ahlaksızlık, hırsızlık, yolsuzluk, zalimlik aklınıza ne gelirse cehaletin üzerinde yükseliyordu. Eskiden cahillik utanılacak bir şeyken, şimdi halkın otantik bir kimliğiymiş gibi sunuluyordu. Bilgili olmak adeta bir suça dönüştürülmüştü, cahillik ise artık milli kimliğimiz olarak alkışlanıyordu. Bu da hayatı öldürüyordu işte. Yaşamanın manasını elimizden alıyordu. Toplumun, ailenin, arkadaşlığın, aşkın, sevginin, hepsinin içini boşaltıyordu. Alıştığımız dünya, alıştığımız ülke, alıştığımız İstanbul, alıştığımız hayat kayıp gidiyordu avuçlarımızın arasından. İşin kötüsü herkes, hepimiz şikâyetçi olmamıza rağmen elimizden hiçbir şey gelmiyordu."
Sayfa 186 - Yapı Kredi Yayınları·Kitabı okudu
Reklam