"Adam radyoyu açıyor. Allah, sözcüğünü seçiyorum. İlahi olmalı. Sonra erkek sesi, cehenneme gidecekleri betimliyor. Tanım bize uyuyor. Erkek sesi öfke ve heyecan içinde cehennemi anlatırken bir şey arabanın içinde büyüyor, nefes alacak yer yok sanki[...]takside cehennemin işi ne[...]
Yabancı ülkelerden getirilen Bunalım Tanrılarının ülkemize bir oyunudur bu. Ülkede kötü günlerin habercisi rüzgarlar esiyordu. Aslında büyük dalgalanmaların başlangıcıydı bu. Ülkenin insanları daha insan olduklarını yeni anlıyorlardı. Millet olmanın heyecanından duydukları bir sarsınstıydı bu. Bu heyecanın içinde ithal malı bir bunalımın yeri yoktu. İşte ne yazık ülkenin gözbebekleri, binbir sıkıntıyla yetiştirilen, adam başına düşen yıllık gelirden oldukça yüksek pay alan okumuş takımı Ecnebi Bunalım Tanrısının büyüsüne kapıldı. Dünya nimetlerinden usandığını haykırmaya başladı; daha onları yaşamadan, onlardan usandığı kuruntusuna kapıldı. Meyhaneleri ithal malı bunalımlarıyla doldurdu. Daha biz doyasıya yaşamamıştık ki, büyük ve güzel şeylerin özlemini çekiyorduk henüz. Biz daha feraha çıkmamıştık ki, dünya nimetlerinden bıkalım, bunalımlar geçirelim.
'Sana sevimli görünürler fakat bu eskiden beri korkakların kurnazlığıdır. Evet, korkaklar her zaman kurnaz olurlar. Seni dar gönülleriyle düşünürler ve senden kuşku duyarlar. Çok düşünülen her şey, kuşkuyla düşünülür. Seni erdemlerin nedeniyle cezalandırırlar. Yürekten bağışladıkları ise sadece senin yanlışlarındır. Sen doğru bir insan olduğun için onların küçük varlıkları içinde suçsuz olduklarını söylersin fakat onların küçük kalpleri bütün büyük varlıkların suçlu olduğunu düşünür. Sen onlara karşı yumuşak davranırken bile senin onları hor gördüğünü düşünürler ve senin iyiliğini gizli kötülükleriyle öderler[...]. Evet, sevgili dostum sen komşularının tedirgin vicdanısın çünkü onlar senin benzerin değildirler.'