Hem uyduruyorlar, uydurduklarını bile bile az sonra da uydurduklarını gerçeğe çevirip inanıyorlardı.(s72)
İnsan bazen bir gerçekten ziyade tekrar edilen bir yalanın içinde yaşıyor. Bir söz ağızdan çıkıyor, sonra başkalarının dilinde büyüyor, şekil değiştiriyor, sonunda gerçekmiş gibi insanın üstüne çöküyor. Yaşar KemalYılanı Öldürseler ’le bir çocuğun kaderine yüklenen ve akabinde toplumun ürettiği bir yalanın nasıl gerçeğe dönüştüğünü konu ediniyor.
Toplumun baskısı ve yönlendirdiği yargılar içinde kalan Hasan isimli bir çocuğun sevgi ile nefret arasında parçalanarak değişimini anlatıyor.
Hasan’ın hikayesi bir cinayetle başlamıyor aslında bir yakıştırmayla başlıyor. Köy, olanı olduğu gibi kabul etmek yerine kendine bir suçlu seçiyor. Bu suçlu da en kolay olan oluyor, kadını, anneyi. O andan sonra gerçek önemini yitiriyor, yerini söylentiler alıyor. İnsanlar konuşuyor, büyütüyor, birbirine aktarıyor. Her anlatıda biraz daha sertleşen bu sözler, Hasan’ın zihnine işliyor. Çocuk, kendi gördüğüne değil, kendisine öğretilene inanmaya başlıyor.
Zamanla Hasan’ın içinde bir çatlak oluşuyor. Bir tarafı annesine sarılmak istiyor, diğer tarafı ondan nefret etmeyi öğreniyor. Büyükannenin sözleri, amcaların davranışları, köyün bakışları… Hepsi aynı şeyi fısıldıyor. Bir süre sonra bu fısıltı Hasan’ın iç sesi oluyor. Artık o da bu yalanın parçası haline geliyor.
Hasan annesini öldürdüğünde aslında sadece bir insanı değil, kendi içindeki son masumiyeti de öldürüyor. Yaşar Kemal ustalığını burada gösteriyor, öldüren Hasan mıydı onu bu noktaya getiren o kalabalık mı?
Yaşar Kemal bu hikayeyle şunu söylüyor gibi, Bir toplum, gerçeği aramak yerine yalanı büyütüyorsa, en büyük suçu tek bir insan işlemez. O suç, herkesin payına düşüyor.Belki de yazarken meselesi şuydu. Yılanı değil, o yılanı