Kendi küçük hayatlarını dar kafalı küçük formüllere göre yaşayanları, bir araya toplaşmış sürüler dışında var olmayan varlıkları, yaşamlarını başkalarının düşüncelerine göre kalıplara sokanları, kölesi oldukları çocuksu kurallar nedeniyle gerçekten yaşamayı ve birey olmayı beceremeyenleri düşününce bir iki kez acı kahkahalara boğuldu.
"Şu dünyada sonum geldi, artık öldüm ben.
Şimdi gagalayıp duracaklar merakla
o küçük çenebaz kargalar, insan denen.
Çıkar bir cesur yürek, gerçeği haykırır:
bil ki burada acımasız kötülüğün
yok ettiği büyük bir ruh yatmaktadır.
Geldi taze ve hoş günlerinden gençliğin,
bu kötü vakte kılıçlarla, ezgilerle.
Dilinde kalbinden gelen özgürlük sözü.
Yaralıydı ama gizledi maharetle.
En sonunda o yara ona diz çöktürdü,
uzatıp yatırdı gördüğünüz mezara,
koca bir 'başarısız' damgası, alnında. "
Hiç de arzu edilir bir şey olmadığını gayet iyi bildiği yoksulluğun geliştirici olduğu yönünde, rahatlatıcı bir orta sınıf duygusuna sahipti; ümitsiz köleler durumuna düşecek kadar açalmayan adamları başarıya iten sivri bir bir mahmuzdu yoksulluk.
Yaşamın bizim için sunduğu gerçeklere her zaman hazır olmamız gerektiği söylendi ama bu gereklilik öyle olması gerektiği anlamına gelemez. Yaşananlar ani olur durup dinlenmeye bile fırsat bulamayız. Bizi çekip alır bambaşka yaşamlarla karşılaştırır. O yaşam bizim hayatımız olur. Kendimizi buna adar bunun için yaşarız. Nadia, Mari, Ayşe hepsi tek bir bedenle birleşip Mayayı oluşturdular, olgunlaştırdılar. Maya yalanların ardında kalanları izah etme çabasıyla Max'ın ve Nadia'nın gerçeklerini bizim için gerçek yaptı. Nadia üstün ırkın ardında kaldığı için yok edilmeye çalışılan insanlardan biriydi. Max da üstün ırk kabul edilen arilerden. Yaşadığı aşktan sonra ikisi de yok edilmeye mahkum mahluklardan. Hikaye de burada gerçek sayılmaya başlandı. Mayanın yalanlarla dolu hayatının bu gerçeklerle karşılaşması sonucunda Maya bu ikiliyi dünya için aydınlattı.
*****
Yaşam tüm azınlıklar için korkunç onları yok saymaya çalışan insanlar için ise manoton bir koşudan ibaret. Bu insanlar da azınlık ruhu olmasına rağmen bunu baskılayıp azınlık ruhlarını susturdular. Bu suskunluk savaşı onlara ruhlarını kaybetmeyenleri öldürmek için fırsat verdi. Onlar bedenin çürüsede bir sonraki nesle bu ruhun aktarılacağını bilmiyorlardı. Bu ruh o ruhları karanlıktan kurtarıp aydınlığa kavuşturacaktı.