İvan ilyiç'in ölümü, ölümcül bir hastalığa yakalanan ve bunun bilincinde olan ivan'ın ölüme hazırlanışını, yaklaşan ölümün psikolojisini, hayat muhasebesini anlatıyor.
Hayat git gide artan acılar demek; artan bir hızla en dibe, en korkunç acılara doğru uçmak demekti.
"işte ben de uçuyorum..." karakterimiz ivan da giderek artan acılarla uçuyor ve son noktaya varıyor sonunda
Toplumcu gerçekçilik üzerine kurgulanan kitap ağırlıklı olarak köylü-şehirli, işçi işveren çatışması altındaki yaşamları konu alıyor.
Yazar insani olmayan koşullar altında emeği ve umutları sömürülen yaşamları, kaleme alırken okuyucusunu çıplak gerçekçikle vuruyor.
Kitapta 1950'li yılların Türkiyesi konu edinilmiş. Hikayenin anlatıldığı dönemdeki toplumun sosyolojik yapısını yazar çok yansıtmış.
İnsanların köylü yaşamından, sanayileşmeye ve işçi statüsüne geçişi var, bereketli olduğu kadar acının yurdu kadar acının yurdu olan Çukurova'da.
Henüz işçi sınıfı yolun çok başında, sendikal haklarının öneminin farkında değil.
Günlük çalışma saatlerinin uzunluğu, mola sürelerinin kısalığı, mesai ücretlerinin azlığı gibi bir çok koşullara boyun eğen bir işçi kesimi var,
O dönem .
Çalışma koşulları ağırlığının ve öneminin farkında olunmadığı dönem, pek çok şeyin değerinin insanlar tarafından yaşanarak öğrenildiği dönem.
Kitabın en beğendiğim yanı şu oldu;
Orhan Kemal sadece işçilerin günlük yaşamını kaleme almış; değerlendirmesini , yorumunu okuyucusuna bırakmış.
Okuyucuya işçi hakları önemlidir, haklar verilmeli demiyor. Fakat hikayeden işçilerin emeğini sömürülmesinin ne denli yanlış olduğunu, günde 20 saat çalıştırılan bir insanın aslında hayatının elinden alındığının farkına varıyoruz. Neden örgütlü mücadele olmalı diyor işçi sendikaları, işte bu kitabı okurken anlıyoruz .
Hikaye 1930'lu yıllarında siyahi insanların sözüm ona beyaz olan insanlardan nasıl aşağı ve hor görüldüğünü ele alıyor. Kitapta en beğendiğim şey yazarın siyahi insanların bülbüle benzeterek vurgulamak istediği şeyi muazzam bir şekilde bize aktarması.
Neden okumak için bu kadar beklemişim bilmiyorum.resmen hayatı ve yaşayıp yaşatıklarımızı sorgulatıyor.kitap, felsefesi, ruhani ve ilham verici denemelerden oluşuyor. Her bölümünde, El Mustafa adlı bilge bir adam, orphalese Adasın'dan ayrılmak üzereyken, ada sakinlerinin sorularını cevaplıyor. Sevgi, çalışma, neşe ve keder, suç ve ceza, egtim, dostluk, ibadet ve ölüm gibi hayatın önemli konuları üzerine konuşuluyor.
Kitap, hem düşündüren hem de duygulandıran bir eser.
Kim hasta, kim doktor? Kim doktor, kim hasta?
Ümitsizlik hastalığına yakalanan iki insan, biri ünlü biri doktor Brauer diğeri genç filozof Nietzsche. Bu kitap, hastasına hasta olan bir doktor ile hastasına doktor olan ümitsizlik hastalığına yakalanmış iki insan.
Varoluş, psikoterapi, felsefe. Çağlayanlar gibi aktığım hayat uçurumunda akış yönümü değiştirecek ender kitaplardan biridir. Radikal kararlar almayı düşünenlere, neden doğdum diyenlere, zaman-yaşlanma-ölüm korkusu olan biçarelere, ümitsizlere,dertli gönüllere, kısaca herkese çare olabilecek ilaç gibi bir kitap etkileyiciliği muhteşemdi...