Suç ve Ceza benim uzun süre beklettiğim, bir şekilde okumayı ertelediğim bir kitaptı. Kalınlığı değildi benim gözümü korkutan, dilinin ağır olabilme ihtimali de değildi. Zaten genel olarak Dostoyevski'nin kitaplarının dili zor değil. Asıl zor olan anlamı, özü. Evet, buydu çekincem. Acaba kitabı tam olarak kavrayabilecek miyim? Özünü benimseyebilecek miyim? Çünkü öyle bir kitap ki Suç ve Ceza sıradan bir şekilde alıp okuyanların 'ne anlatıyor bu ya?' diyebileceği bir kitap. Eğer sadece olay örgüsüne odaklanıyorsa. Ama bu kitabın özünü kavrayabilenler ne dediğimi anlayacaktır. Gerçi böyle diyorum ama ben kavrayabildim mi acaba? Hâlâ bir soru işareti kafamda. Bu kitap sizi düşündürtüyor. Kapağını kapatıp bir iki dakika düşündüğünüz oluyor evet ki bu düşünme süreci sadece okuma sırasında gerçekleşmiyor. Kitap bitiyor hâlâ düşünür buluyorsunuz kendinizi. Dostoyevski'nin genel yazım tarzı bu sanırım. Okuyanı sürekli bir sorgulama sürecinden geçirtmek, bir nevi felsefi bir etkinlikte bulundurmak.
Kitabın içeriğinden bahsedecek olursam, Raskolnikov adlı bir hukuk öğrencisinin yaşlı tefeci bir kadını mücevherlerini çalmak için onu baltayla öldürmesini konu ediniyor. Tabii ki bu cinayetin görünen sebebi. Bu de görünmeyen sebebi var. Raskolnikov'un kendisini (makalesinde de belirttiği gibi) sıradan biri olarak görmemesi belki de öteki sebep. Raskolnikov'a göre iki tip insan var. 'Sıradan olanlar' ve 'sıradan olmayanlar'. Sıradan olmayanların her suçu işlemeye, her kanunu çiğnemeye hakkı var. Çünkü sıradan değiller. Bu bule geçerli bir sebep Raskolnikov için. Çünkü ona göre sıradan olmayanlar bu dünyaya bir biçim verenler... Tabii ki sıradan olanları yermiyor. Onların da tabiatlarının bu olduğunu ve herkesin tabiatına göre davrandığını ayrıca herkesin var olma hakkına sahip