Kaan

Kaan
@Beylerbeyi
Dedim: Artık bilgiden yana eksiğim yok; Şu dünyanın sırrına ermişim az çok. Derken aklım geldi başıma, bir de baktım: Ömrüm gelip geçmiş, hiçbir şey bildiğim yok... Ömer Hayyam...
Müfettiş
Gazi Üniversitesi Kamu Yönetimi/ Asbü Kamu Hukuku Yüksek Lisans
Ankara
132 okur puanı
Ağustos 2017 tarihinde katıldı
Ne kadar eğilirsen o kadar üstüne basarlar….
Komik," dedi, "bunca zaman sonra bile sirf itaatkâr oldugur için ödüllendirilmeyi bekliyorsun. O dersi babamizin salonlarinda ögrendigini zannediyordum. Kimse senin kadar ezilip bü zülmedi, ona ragmen yüce Helios senin üstüne daha fena bas çünkü zaten ayaklarinin dibine serilmis haldeydin."
Sayfa 150·Kitabı okudu
Reklam
Ben Kemal Paşadan Yanayım
Bir gün, Bekir Çavuş fena bakarak söyledi: – Düşman, tee İzmir’de idi, sağdan sataştılar, soldan sataştılar. Herife rahat vermediler. Buralara kadar gelmesine sebep oldular. Ne diyeyim bilmem ki, Allah sebep olanları... Elimin tersiyle suratına bir tokat aşketmek istedim. Fakat, kendimi tuttum. Ve ona son defa olarak, vatanın bütünlüğü hakkında bir fikir vermeye çalıştım: – Bir Türk için İzmir ne ise Sivas da odur. Diyarbakır ne ise Samsun da odur. İzmir zapt olundu mu, bütün Anadolu’nun ilmiği düşmanın elinde demektir. Orası kurtulmayınca burası kurtulamaz. Bekir Çavuş sözümü kesti: – Haydi be, sen de... Bu lâfları sen başkasına anlat. Kendimi tutamadım: – Bekir Çavuş aklını başına al, yoksa kafana bir şey indiririm, dedim. Derhal, benim subaylığım ve kendi çavuşluğu hatırına gelmiş olacak, hemen toplandı: – Kusura bakma, biz köylüyüz. Böyle şeylere aklımız ermez, dedi ve yanımdan kalkıp gitmek istedi. Kolundan tutup oturttum: – Sen yalnız köylü değilsin. Sen askerlik etmiş adamsın. Sana bu sözler yakışmaz. Ayıptır, ayıptır! Asker! Fakat, Bekir Çavuş bir bozgun ordusunun askeridir. Kim bilir kaç dayakta kötürümleşmiş maneviyatını ayağa kaldırıp durdurmak ne mümkün! Hele, düşmanın şu karşı tepeleri tuttuğu bir sırada ona dasitanı bir heyecan vermeye çalışmak kadar abes ve mevsimsiz bir şey tasavvur olunamaz. Bekir Çavuş: – Biliyorum beyim sen de onlardansın emme. – Onlar kim? – Aha, Kemal Paşa’dan yana olanlar... – İnsan Türk olur da, nasıl Kemal Paşa’dan yana olmaz? – Biz Türk değiliz ki, beyim. – Ya nesiniz? – Biz İslâmız, elhamdülillâh... O senin dediklerin Haymana’da yaşarlar. Bekir Çavuş’la artık daha ziyade konuşmağa mecalim yok. Asılmış bir adam gibi başım göğsüme düşüyor. Bunalıp kalıyorum. Eğer, bize zafer nasip olsa bile kurtaracağımız şey, yalnız bu ıssız
Ah Anadolu’m
Bu gelenler, öyle düşman ordular filân değilmiş. Avrupa adlı bir Kraliçe’nin bizi çetelerin elinden kurtarmak için gönderdiği yeşil sarıklı evliyalarmış. Bu Kraliçe, bizi kurtardıktan sonra İslâm olacakmış. Yüreğine öyle doğmuş. Kemal Paşa’nın ne yazık ki, bundan haberi yokmuş. Çünkü etrafını, birtakım uygunsuz adamlar sarmış; bunlara “mahpus” derlermiş. Her biri ipten kazıktan kaçmış, kötü kişi imiş. Bütün memleketi haraca kesmişler. Vergiyi, aşarı alır, kendileri yerlermiş. İşte, şimdi bütün bu musibetlerden kurtulacağımız gün gelmiş. Zaten, yeşil sarıklı evliyalar ne tüfek kullanırmış, ne top. Bir okuyup üfürdüler mi, önleri dümdüz olup yürürlermiş.
Tarih
Ermeni Meselesi
Ermenilerin bu isteklerini haklı gösterecek tarihi hiçbir hakları yoktur. Osmanlılar doğu illerini Ermenilerden almadılar. Ermeniler ise Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşundan bugüne kadar sınırlarının güvenliği ve bağımsızlık konusunda hiçbir çaba harcamadılar. Osmanlılara sığınmış olan bu halk, iyi kabul ve daima vatandaş muamelesi gördü. Ermeniler bütün ülkeye yerleştiler. Kürtlerle komşu oldukları bölgeler sayılmazsa, her tarafta kendilerine iyi davranıldı. Bu bölgelerde hükümet, düzeni sağlayamadığından, Türk ve Kürt köylerinde durumu, Ermenilerin farksızdı. Anadolu’da, özellikle İstanbul’da Ermeniler, öteki milletlere göre her bakımdan daha üst düzeyde ve mutlu bir hayat sürüyorlardı. Vatanın bütün yararlı şeylerini paylaşan bu halk, onun kederlerine ve yüklerine asla katılmıyordu. Ülkenin mutluluğundan da, ıstıraplarından da çıkar sağlıyorlardı; vatan için hiçbir savaşa katılmadılar ve bu uğurda bir damla kan dökmediler. Tersine, savaş zamanlarında ticaretlerini sürdürüyor ve taahhüt işlerine girişiyorlardı, çok para kazanıyor ve bu yayda kötü günlerde rahat ve huzur içinde yaşıyorlardı. Bu lütuflara teşekkür olarak şimdi çoğunluğu oluşturan nüfusu kovmak ve bağımsızlıklarını elde etmek üzere Osmanlı vatanının bir parçasını koparmak istiyorlardı.
Sayfa 57·Kitabı okudu
Rabbimin ekmeğini Türk dişleriyle yiyiyordum….
Neseli bir gruptuk; Nesib, Faiz, Muhammed el-Heylan, Avde nin politik kuzeni, yegeni Zaal ve akinlar arasinda birkaç günlügüne Ve-cih'de dinlenen Serif Nâsir. Faysal'a Abdullah'in kampyla ilgili tuhaf hikâyeler anlattim ve demiryollarini vurmanin keyfini gikardim. Birden Avde yüksek sesle "Allah muhafaza!" diyerek ayaga firladi ve çadir dan dışarı fırladı . Birbirimize baktik ve disardan bir çekiç sesi geldi. Ne anlama geldigini grenmek için arkasindan gittim ve Avde nin bir kayanin üzerine egilmis, takma dislerini bir tasla parçalara ayırdığını gördüm. "Unutmusum," diye açıkladı, bunları bana Cemal Pasa vermişti. Rabbimin ekmegini Türk disleriyle yiyordum!" Ne yazik ki kendi disleri çok azdi, bu yüzden bundan sonra sevdigi eti yemek zor ve acı vericiydi ve biz Akabe yi alincaya ve Sir Reginald Wingate ona bir Müttefik takim yapması için Misirdan bir disçi gönderinceye kadar yarı aç dolasti.
Sayfa 75·Kitabı okudu
Reklam