Fakir Baykurt / Yılanların Öcü
Güçlünün zayıfı nasıl ezdiğini, paran ya da mevkin yoksa hakkını aramanın ne kadar zor olduğunu tüm açıklığıyla yansıtmış #FakirBaykurt
Yirmi sekiz yaşında yazdığı #YılanlarınÖcü kitabı, “müstehcen yayın” olmakla suçlanıp dava edilmiş. Davanın kazanılmasına rağmen eser hakkındaki tartışmalar hep sürmüş. Okurken rahatsız olduğunuz detaylar ne yazık ki Türkiye’nin gerçeklerini yansıtıyor. Seneler geçmesine rağmen yaşananlar o kadar tanıdık geliyor ki, acı bir burukluk hissediyorsunuz. Kara Bayram, Haçça, Haceli ya da Irazca sadece isim değiştiriyor. Yaşananlar günümüzde de karşımıza çıkıyor.
Seksen hanesi olan küçük ve fakir bir köy Karataş köyü. Kara Bayram; karısı Haçça, üç çocuğu ve annesi Irazca kadınla tek odası olan evinde yaşamaktadır. Borçlarını yeni bitirmiş, almak istediği öküzü ve evine yapmak istediği bir oda ilavesiyle hayallerini kovalamaktadır.
İlin valisi heykel dikilmesine karar verip köylerden para topalanacağına dair haber yollar. Karataş muhtarı da parayı bulmak için, dişini geçirebileceğini düşündüğü Kara Bayram’ın evinin önünü kurul üyesi Haceli’ye ev yapsın diye satar. Bu daha önce görülmemiş bir şeydir çünkü gübreler ev arkasına atıldığı için hiçbir evin önüne ev yapılmaz. Bayram’ın annesi Irazca Kadın’ın “Bu iş olmaz!” demesiyle bundan sonrası tam olarak bir güç gösterisine döner.
İnsanların durumlar karşısındaki tepkileri, köy insanının düşünce yapısı ve yapılan haksızlızlıklar bazen diyalog bazen de iç ses olarak anlatılmış. Bu da okurken iki yüzlülüğün boyutlarını görmemizi sağlamış. Karakterler arasında en çok Irazca Kadın’ı sevdim. Haksızlığa boyun eğmemesini ve susmadan mücadele etmesini hayranlıkla okudum. Bir insan nereye kadar ve kaç kişiyle tek başına savaşabilir. Her şeyi ve herkesi görüp