Dedim: Artık bilgiden yana eksiğim yok;
Şu dünyanın sırrına ermişim az çok.
Derken aklım geldi başıma, bir de baktım:
Ömrüm gelip geçmiş, hiçbir şey bildiğim yok.
"Bilgeliğin yüreğinde her dilek,
Anka kuşu gibi gizli gerek.
Damla nasıl inci olur denizde:
Sedefler içinde gizlenerek."
Ömer Hayyam'ın bu rubaisini okurken aklıma Montaigne 'in "Her şeyini başkalarıyla paylaşsan da özünü hep kendine sakla." sözü geldi. Ben bu söze de dörtlüğe de katılıyorum. Var olduğumuz evren bile bizimle tüm nimetlerini paylaşırken özünü, sırlarını kendine saklıyor. Evrenin ve yaşamın özünü okyanusta bir inci tanesi arar gibi arıyoruz insanlık olarak. Çünkü hakikat büsbütün ortada durduğunda değil, ona ulaşılmak için çaba harcandığında hakiki değerine ulaşır. Bu nedenle asırlar boyu filozoflar balığa değil balık tutmayı öğrenmeye odaklanmışlar, özler ortada öylece dursa hakikati aramanın bir değeri ve bilginin yüceliği kalır mıydı? Belki Montaigne 'in kastettiği bu değildi fakat benim aklımın süzgecinden bu şekilde geçip kendine bir yer buldu.
DörtlüklerDenemeler
...şiirde -yalnızca şiirde bile olsa- "özlem" ve -başka dilde ve başkaları için söylenmiş bile olsa- "aşk" deyişini duydu, o sesten, onun sesinden bunları duymak sarhoş ediciydi...