"Bilgeliğin yüreğinde her dilek,
Anka kuşu gibi gizli gerek.
Damla nasıl inci olur denizde:
Sedefler içinde gizlenerek."
Ömer Hayyam'ın bu rubaisini okurken aklıma Montaigne 'in "Her şeyini başkalarıyla paylaşsan da özünü hep kendine sakla." sözü geldi. Ben bu söze de dörtlüğe de katılıyorum. Var olduğumuz evren bile bizimle tüm nimetlerini paylaşırken özünü, sırlarını kendine saklıyor. Evrenin ve yaşamın özünü okyanusta bir inci tanesi arar gibi arıyoruz insanlık olarak. Çünkü hakikat büsbütün ortada durduğunda değil, ona ulaşılmak için çaba harcandığında hakiki değerine ulaşır. Bu nedenle asırlar boyu filozoflar balığa değil balık tutmayı öğrenmeye odaklanmışlar, özler ortada öylece dursa hakikati aramanın bir değeri ve bilginin yüceliği kalır mıydı? Belki Montaigne 'in kastettiği bu değildi fakat benim aklımın süzgecinden bu şekilde geçip kendine bir yer buldu.
DörtlüklerDenemeler
...şiirde -yalnızca şiirde bile olsa- "özlem" ve -başka dilde ve başkaları için söylenmiş bile olsa- "aşk" deyişini duydu, o sesten, onun sesinden bunları duymak sarhoş ediciydi...
Geçmişe Yolculuk
Vakur ve fakir, fakat bir o kadar da hırs ve azim dolu bir adam ile soğuk ve mesafeli addedilebilecek fakat aynı şekilde girdiği odayı gizemli bir mutluluk ve belki biraz da anne şefkatiyle donatan bir kadının imkansızlıklarla dolu aşk oyununun hikayesi diyebilirim sanırım.
Araya giren miller, bir dünya savaşı, onlarca yıl ve giderilmeyen özlem kısa süre uyuştursa da hatıraları aşk, ihtiras, önüne geçilemeyen kavuşma arzusu sersemleten uykusundan uyandığı anda aşk oyununa geri koyuluyor. Fakat kitapta da dendiği gibi "Ama aşk, bir cenin gibi bedenin karanlıklarında acıyla dönüp durmaktan kurtulduğu, nefes ve dudak aracılığıyla kendini zikir ve itiraf edebildiği zaman gerçek aşktı."
Bu ikili birbirlerine sessiz itiraflarını yıllar önce o Verlaine şiiri ile yapmışlardı fakat acılardan kurtarıp doğuramamışlardı aşklarını. Birbirlerini arayan, özleyen iki gölge olarak yalnızca bakışlarıyla birbirlerini sarmaya devam etmişlerdi. Çünkü kitapta sürekli hiçbir şeyin değişmediği vurgusu yapılsa da "Ne kadın eski kadındı de adam eski adam..." Bu inkar yalnızca gençlik ateşini canlı tutma çabası zamanın değiştirdiklerinden, kendilerinden bir kaçıştı diğer bir deyişle geçmişe bir yolculuktu.
"Issız eski parkta karlar içinde
Arıyor geçmişi iki gölge"
Keyifli bir okumaydı, 7/10.
Stefan Zweig