Bilal kamiloğlu

Bilal kamiloğlu
Mihri belli demiş
Müslüman ve Doğulu halklarının kâfirlikle, gâvurlukla eş tutarak düşman saymaya yatkın olduğu geleneksel Batı karşıtlığının bir benzerinin Türkiye'de oluşumuna önayak olmak yoluyla anti-emperyalist mücadeleye bir kitle tabanı yaratmayı denemekti. Böylece, dinin, hâkim sınıfların ideolojik hegemonya aracı olmaktan çıkarılabileceği ve bir karşı-hegemonya aleti hâline getirilebileceği sanılıyordu. Mihri Belli, "Bugün Türkiye'de din, belini emperyalizme dayamış komprador-Ağa ittifakının ideolojik silâhlarından biridir" derken dinin Türkiye toplumundaki ideolojik gücünün sosyalizm için önemli bir girdi olabileceğini ima ediyordu. Nitekim, "İslâmiyet'i statükonun savunmasında ideolojik silâh olarak kullanmanın tehlikeli olduğunu bu silâhın geri tepebileceğini ... hatırlatmayı gerekli saydık" diyordu Belli 1965b).
Sayfa 557·Kitabı okudu
Düşünce
Reklam
Çok konuşulur bunun üzerine...
Kaypakkaya, giderek kalıplaşan, kendisi de bir din haline gelmiş Marksist-Leninist-Maoist sol söylemin sunabildiği çok az imkân ve mefhumu kullanarak kırmaya çalıştı. Böylelikle, özellikle TİİKP'den koptuktan sonra, "fanatik bir anti-komünizm" olarak tanımladığı Kemalizme karşı cepheden bir saldırıya geçti ve Mustafa Kemal'in en azından bir safhasını ya da bazı yönlerini olumlu bulan geleneksel solun aksine, Kemalizmi bütünüyle bir karşı-devrim olarak değerlendirdi. "İttihat ve Terakki'deki komprador burjuvazi ve toprak ağaları"nın iktidarını devam ettiren "Kemalist diktatörlüğü" "sözde demokratik, gerçekte askerî faşist bir diktatörlük" olarak tanımlayarak, "devrim'in hedefinin Kemalizmin ihyası değil yıkılması olduğunu dile getirdi.
Sayfa 520·Kitabı okudu
Düşünce
Behice Boran açısından ise, mevcut düzeni ayakta tutan şey, hâkim sınıfların ekonomi ve ekonomi dışı sömürü, baskı ve zorundan çok, emekçi kitleleri, kendilerini sömüren düzene rızayla bağlayan ideolojiydi. "... bir sömürü düzenini ayakta tutan şey," diye yazıyordu Behice Boran, "sadece, sömürücü sınıfların ekonomik ve politik güçlülüğü, ceza kanunları ve polis aracılığıyla sömürülen sınıfları baskı ve kontrol altında tutuşları değildir. Sömürüye dayanan düzeni haklı, hiç değilse tabiî ve normal bir düzen gibi gösteren fikir ve inançların -egemen sınıflar ideolojisinin- sömürülen sınıflarca kabul edilişidir asıl düzeni ayakta tutan"
Sayfa 468·Kitabı okudu
Düşünce
Askerî, siyasî, ekonomik, mali, ticarî ilişkiler bir bütün teşkil eder ve bütün bu ilişkilerle Türkiye Amerikaya ve Batılı kapitalist dünyaya bağlanmış, bağımlı hale gelmiştir. Bu bağımlılık, askerî, iktisadi vb. zorunlulukların tabiî sonucu olarak değil, eğemen sınıfların politik tercihi, içte kendi çıkarlarına işleyen düzenin ve kendi sınıfsal üstünlüklerinin devamını sağlamak amacıyla meydana getirilmiştir... dış ve iç sömürü birbirine bağlıdır, ikisi birden çözülebilir ancak. Bu nedenle de millî, bağımsızlık için mücadele aynı zamanda sosyalizm için mücadeleyi gerektirir (Boran, 1970a: 300).
Sayfa 462·Kitabı okudu
Düşünce
Batılı kapitalist toplumların iktisadi ve siyasî nüfuzu altına girmiş olan OsmanlI toplumunda tüccar ve sanayici sermayesi sınıfları gelişmemişti. Bu, Osmanlı toplumunun birinci büyük çelişkisiydi (Boran, ). Osmanlı toplumunun bir diğer büyük çelişkisi, asker ve sivil aydınlar tarafından getirilen yeniliklerin sınırlı kapitalist gelişmelere imkân vermesi, ama hem hızlı kapitalistleşememe hem de Batı kapitalizminin Osmanlı'yı bir tarım ekonomisi olarak tutma isteği nedeniyle esas olarak tarımdaki üst sınıfları güçlendirmesiydi. 1840'ta tımar ve zeamet sisteminin kaldırılışı, 1858 Kanunu ile toprakta özel mülkiyetin tesisi, fiilen toprağa sahip olan sınıfları toplumun en güçlü sınıfı haline getiriyordu (Boran, 1968a: 13-14). Osmanlı toplumunun kapitalistleşme sürecinin üçüncü çelişkisi, bir pazar olarak Batı'ya açılışın ve Avrupa ürünlerinin içeriye sokuluşunun eski düzene Özgü mahallî ticaret ve el sanatları sınıfının işlerini ve statüsünü bozması nedeniyle, yeni dertlerin eski düzenin bozulmasından kaynaklandığı İnancı doğrultusunda gelen değişim direnciydi.
Sayfa 450·Kitabı okudu
Düşünce
Reklam