Osmanlı, tüm imparatorluklar gibi çok uluslu bir devlet olmak dolayısıyla her hangi bir ulusu/milliyeti öne çıkarmaktan ziyade, İslâmî ve islâma dahil olmayanlar arasında da devlete sadakati esas alan bir yapılanmaya sahipti. Avrupa'da gelişen milliyetçilik hareketleri Osmanlı'nın Balkanlar'daki topraklarında yaşayan toplulukların uluslaşmasını kuvvetle etkilerken, Türkler henüz bu gelişmelere yabancı idiler. Onlar ulusal isyanları, başka devletlerin Osmanlı'ya karşı gerçekleştirdikleri kışkırtmaların sonucu olarak almakta idiler.
"Çok kolay! Tüm yapmamız gereken, insanlara saldırıya uğradığını söyleyip, barış için uğraşanları da yurtseverlikten yoksunluk ve ülkeyi tehlikeye almakla suçlamaktır." GÖRİNG
“Türk toplumuna özgün sosyalist sentez, Osmanlı'dan değil, Çarlık Rusyası’ndaki ‘Ceditçi’ Müslüman Türklerden gelir: Mollanur Vahidof ve Mirseyit Sultan Galiyev... O kanattan gelişen Mustafa Suphi/Ethem Nejat/Şevket Süreyya ve arddlarının; Avrupa ‘alafrangası’ Dr. Şefik Hüsnü ve ‘Spartakistler’le çokluk yıldızı barışmamıştır"
Ona göre, "kim tüm ulusun malı olan bir Türk dilinin gelişmesi uğrunda çaba harcıyorsa", "kim toprağımızın bir parçasını kapsayan Amerikan askerî üslerinin kaldırılması uğruna mücadele ediyorsa", "kim feodal bölünmenin her türlü tezahürlerine karşı ... savaşıyorsa", "kim ulusal kültürle bağdaşmayan feodaI kültüre karşı çıkıyorsa, kim kültürümüzü yozlaştıran, onu baltalayan batı kozmopolitizmine karşı mücadele ediyor, ulusal değerlerimizi olanca gücüyle savunuyorsa, kim ulusal edebiyata, ulusal müziğe vb. katkıda bulunuyorsa" "gerçek Türk milliyetçisi" idi.