Bilal kamiloğlu

Bilal kamiloğlu
Yöncüler açısından, bütün geleneksel aydın hareketleri içinde bağımsızlığın merkezî önemini fark eden, yalnızca, Kurtuluş Savaşı’nın öncüsü Mustafa Kemal Paşa’ydı. “Atatürkçülüğün özünde tam bağımsızlık vardır" diyen Avcıoğlu, Kemal Paşa'nın “piyasada, mâliyede, ekonomide, adalette, askerlikte, kültürde ve bu gibi konularda tam bağımsızlık ve özgürlük demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan yoksunluk ulus ve ülkenin gerçek anlamıyla, bütün bağımsızlığından yoksunluğu demektir” sözlerini aktardıktan sonra, kendi hedefleriyle Atatürk’ün çizdiği bu yön arasında tam bir özdeşlik kuruyordu. Diyordu ki; “Sosyalistler, gerçek anlamıyla böyle bir bağımsızlığın peşinde koşmaktadırlar" (Avcıoğlu, 1967). Yöncülerin, Kemalizme ayrıcalıklı bir yer tanımalarının ikinci nedeni; onun ilkelerinin, kendi sosyalizm projelerinin tarifine uygun bir zemin sağlamasıydı, Doğan Avcıoğlu. “esasen sosyalizmi, halkçılık, devletçilik, devrimcilik, lâiklik, cumhuriyetçilik ve milliyetçilik ilkelerine dayanan Atatürkçülüğün en tabii sonucu sayıyoruz" derken bu imkâna işaret ediyordu (Avcıoğlu. 1962e). Yöncülerin, Kemalizme ayrıcalıklı bir yer tanımalarının üçüncü nedeni; Atatürk'ün Türkiye toplumundaki imgesel konumuydu. Yöncüler, Türkiye'de herhangi bir siyasi projenin başarıya ulaşmasının ön koşulunun kendini Kemalist bir motifle sunması gerektiğinin bilincindeydiler. Kemalizmle ilişkilendirılmiş. Atatürk'e maledilmîş bir siyasî proje, hem toplumun geniş kesimlerinde hem de bu geniş kesimler içinde siyasî bakımdan atak gruplar ınezdinde kazanılacak meşruiyetin en önemli dayanaklarından biri olabilirdi.
Sayfa 622·Kitabı okudu
Düşünce
Reklam
Milletlerin millî bağımsızlığı bayrağını elinde tutan dünün anti-emperyalist Türkiyesi ile bugünkü Türkiye arasında uçurumlar var, Bir zamanlar Batının hınçlı bir saygıyla, Doğu ve Güney ülkelerinin de takdir ve umutla baktığı, başı dik itibarlı Kemalist Türkiyesinin yerini , emperyalizmin "borçlandır ve hükmet” taktiğinin kurbanı, bir avuç parazit zengini her zamankinden daha zengin, yoksul emekçi halkı da her zamankinden daha yoksul, en derin adaletsizliklerin hüküm sürdüğü bugünün çıkmazdaki Türkiyesi aldı (Avcıoğlu, 1965c).
Sayfa 619·Kitabı okudu
Düşünce
İkinci Dünya Savaşı sonrasında Kadrocuların iki önemli öngörüsünün gerçekleştiği görüldü. 1965 yılına kadar 70'ten fazla Asya ve Afrika ülkesi bağımsızlığını elde etmiştir. 1919 yılında dünya yüzölçümünün yüzde 72'si dünya nüfusunun yüzde 69'unu sömürge ve bağımlı devletler oluştururken sömürgelerin yüzölçümü yüzde 4'e, nüfusu yüzde 1,1'e inmiştir. Bu ülkeler ekonomilerini geliştirmek için devletçiliğe başvurmuşlardır. Soğuk savaş ortamında Üçüncü Dünyacılık yeni bir ideolojik akım olarak gelişmiştir. Öte yandan latin Amerika'nın öncülüğünde gelişme kuramları alanında Bağımlılık Okulu yeni bir paradigma olarak ortaya çıkmıştır. Ama bunun öncülüğünü Türkiye değil Latin Amerika yapmaktadır.
Sayfa 617·Kitabı okudu
Tarih
Feodalizm ne olacak...
Türk milliyetçiliği, her türlü özgür düşüncenin gelişiminin önündeki birincil engeli oluşturmuştur. Elbette feodal bir rejimin egemen olduğu durumda devletin Kemalist cumhuriyetten daha özgürlükçü olacağını söylemek olanaklı olamaz. Ama özgürlük düşüncesi daha avantajlı bir konumda bulunur idi. Aydın özgürlüğün, demokrasinin savunucusu, zayıf konumda bulunduğunun bilinciyle diğer milliyetlere karşı ırkçı düşünceleri değil tersine dayanışma ilişkisinin gelişmesine katkılı olacak demokratik düşünceleri daha bir kuvvetle savunmak zorunluluğu ile yüz yüze olacaktı. Bu durumda çağdaş düşünce Kemalizm kılığı altına sokulup devletin savunmasının aracı olmaz, burjuva ya da proleter olsun, muhalefet hareketinin düşüncesi olur idi. Ne var ki, çağdaş düşünce Kemalizm tarafından kastre edilerek devlet katına yükseltilir iken, muhalefet feodal düşünceye kalmış idi.
Sayfa 582·Kitabı okudu
Düşünce
Önemli
Öne çıkan, vatan, toprak, bayrak, millet sevgisi gibi ve aslında insanların pek de sevgi olarak algılamalarına olanak olmayan kavramlar olur. Sevgi olarak adlandırılanlar aslında bir korkunun değişik kelimelerle ifadesinden başka bir şey değildir. İslâm bunun için iyi bir örnek sunar. İnsanlar Tanrı aşkından söz ederken, kime neye âşık oldukları, neden âşık olduklarını belki de hiç izah edemezler. Ama cehennemde yanma korkusunu, yaşanmışçasına tüm bir detayıyla en somut biçimleri içinde karşınıza dikebilirler, yüreklerinde duyarlar. Cehennem korkusu isim değiştirip tanrı aşkı olur. Milliyetçiliğin arkasına yerleştirilen korku da “düşmanların saldırısıdır". Tarih gerçekten sürekli bir "düşmanlar arası mücadelenin" sahnesi olmuştur. Yaşanan somut ilişkiler, insanlara bundan başkasını göstermez. Düşmanlıkların tekrarının sıklığı, nedenlerinin irdelenmesine fırsat bırakmaz. Düşmanlık vardır, süreklidir ve bundan korunmak gerekmektedir! Devlet kendisini böyle rasyonalize etmiştir; İmparatorluklar fetihlerini böyle rasyonalize etmişlerdir; ve nihayet milliyetçilik de aynı temeli kullanmıştır.
Sayfa 580·Kitabı okudu
Düşünce
Reklam