Bilal kamiloğlu

Bilal kamiloğlu
Feodalitenin etkileri...
Türkiye'deki devrimciler, çoğu feodal kökenli olan bir takım davranışsal değerleri kendi devrimciliklerinin bir parçası olarak benimserken, olaya yeterince eleştirel bir gözle bakmamaktadırlar. En basit, en gündelik düzeyde, tespih çevirmek; veya belli tipte bıyık bırakmak gibi davranışlar, feodal veya hatta "lümpen" kökenli tavırlar olarak değil, düpedüz devrimci tavırlar olarak görülebiliyor örneğin. Bu gibi şeyler, başlangıçta, bu tür alışkanlıkları olan geniş kitlelere ters düşmemek, onların karşısına egemen sınıfları hatırlatan görünümlerle çıkmamak için geçerli olabilir. Ama bu tür düşüncelerle hareket eden devrimci, bu nedeni unutmamalı, ayrıca da, bu tür davranışların yan-anlamlarını aklından çıkarmamalıdır. Çünkü bir bıyık veya bir tespih tek başına olgular değildir. Karmaşık bir biçimde belirlenmiş, toplumsal hayatın bir yığın kurumuyla iç ice geçmişlerdir. Şüphesiz bütün bunlar da bir bakıma keyfî sıralanmalardır.
Sayfa 111·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Türkiye sol hareketi büyük ölçüde yerel koşullar tarafından şekillendirilmekle birlikte, 1960ların başından itibaren uluslararası etkilere son derece duyarlı bir hale gelmiştir. Dünyada sol hareketin eksenini belirleyen hemen hemen bütün tartışmalar Türkiye sol hareketinin de gündemine girmiş ve çeşitli ideolojik/politik kamplaşmalara yol açmıştır. Çoğu zaman ise uluslararası planda ortaya çıkan bu ayrışmalar, Türkiye sol hareketinin içinde halihazırda varolan kamplaşmalarda tarafların argümanlarını meşrulaştırmak için kullandıkları birer silaha dönüşmüştür. 1965-80 sürecinin geneline bakıldığında ise bu aşırı kamplaşma eğiliminin ve karşılıklı suçlamaların sol hareketin enerjisini tükettiği ve mevcut kaynakların sol içi mücadelelerde İsraf edilmesine sebep olduğu açıktır. Giderek artan devlet baskısının ve faşizm tehdidinin de etkisiyle sol, bu sürecin sonunda kendisini sarmalayan sosyal ve ekonomik sorunlara alternatif çözümler üretemez hale gelmiş, geniş halk kitlelerinden büyük ölçüde yalıtılmıştır. 1960’ların ikinci yarısıyla birlikte ortaya çıkan yeni siyaset dili ise 1980 öncesine gelindiğinde, grupların kendi siyasetlerini ve uluslarası referanslarını mitleştirdikleri yarı-dinî bir dağarcığa bırakmıştır yerini.
Sayfa 103·Kitabı okudu
Düşünce
Türkiye’deki gerilla mücadelesi yalnızca Fococu özellikler göstermez. Her ne kadar kırsal alanda Foco benzeri çeşitli örgütlenmelere girişildiyse de. Debray’ın Foco teorisini eleştiren Carlos Marighella'nın tezlerinin yaygınlığı Türkiye gerilla mücadelesinin monolitik bir yapı arzetmediğini gösterir. Marighella da Brezilya Komünist Partisini yasal ve barışçı bir muhalefet yürüttüğü için eleştiren bir devrimcidir. Gerilla mücadelesi, Marighella’ya göre, en az uzlaşma gerektiren ve en bürokratik olmayan mücadele yöntemidir.” Genel olarak gerilla stratejisini devrimci mücadelenin özü olarak kabul eden Marighella politika ile askerliğin, kentle kırın, gerilla ile klasik kitle çalışmasının bir uzlaşısını ortaya koymak, devrimci savaş içindeki birliğin teorisini yapmak amacındaydı (Kürkçü 1988b; 144?.). Marighella ya göre yapılacak olan gerek kırda gerekse şehirlerde son derece büyük bir gizliliğe ve hareketliliğe sahip bir gerilla örgütü yaratmaktı. Bundan sonra ise yapılması gereken özellikle şehirlerde silahlı propagandaya girişmek ve bu sayede bütün muhalif unsurları bu örgüt çevresinde toparlayarak bir halk ayaklanması başlatmaktı. Marighella Brezilya örneğinde bu propagandanın, birkaç yıllık gecikmeyle Türkiye’de de görüleceği üzere, silahlı banka soygunları, kışlalara ve askeri tesislere saldırılar ve özellikle Amerikalı uzmanlara ve politikacılara karşı düzenlenen kaçırma ve cinayetler yoluyla yapılmasını öneriyordu. Türkiye’de gerilla mücadelesinin ilk nüvesi hapisten çıkan Deniz Gezmiş, Sinan Cemgil, Hüseyin inan ve Yusuf Arslan ekibinin, daha sonraları THKO olarak adlandırılacak örgütlenme çerçevesinde silahlı eğitim, dağa çıkma ve cephe savaşı verme fikirleri çerçevesinde pozisyon almalarıyla ortaya çıkmıştı. Bu grubun teorik önderi konumundaki Hüseyin İnan’ın
Sayfa 97·Kitabı okudu
Düşünce
Türkiye’de 27 Mayıs ile birlikte perçinlenmiş salt Kemalist perspektif gençler için çekiciliğini kaybediyor ve yerini sol/sosyalist bir açılıma bırakıyordu.
Sayfa 89·Kitabı okudu
Düşünce
İyi bir özeleştiri....
Türkiye solunun veya sosyalist hareketin (sınırlı istisnalar dışında) bugüne kadar hiçbir temel sorunla ilgili tutarlı bir çıkış yapamaması, bir tavır ortaya koyamaması, asgari bir belirleyicilik düzeyine çıkamaması, yukarıda kısaca değinilen temel zaaflarla ilgilidir. Türkiye solu, rejimin tabularıyla hesaplaşmak için yeterli çabayı bugüne kadar yeterince ortaya koyamadı. Zira rejimi anlamaktan acizdi. Hiçbir zaman kendi gündemini de oluşturamadı. Hep egemen sınıfların oluşturduğu gündeme takılı kaldı. Kürt sorunu, Ermeni sorunu, Kıbrıs, Filistin sorunu, Mustafa Kemal miti, vb. konularda 'bağımsız', özgün, radikal bir yaklaşıma sahip olamadı...
Sayfa 76·Kitabı okudu
Düşünce